Dr. Ali Mert Taşcıer, “Gerçekler domates, biber, patlıcan. Yaratılmak
istenen algı savaş, çöküş, beka. Bu iki gerilim arasında bir seçim
geçecek” değerlendirmesini yaptı.
31 Mart yerel seçimlerine kısa bir süre kala iktidar ile muhalefetin
söylemlerini değerlendiren yerel yönetim uzmanı Dr. Ali Mert Taşcıer,
yaratılmak istenen algıyla gerçeklerin birbirinden çok farklı olduğunu
belirterek “Gerçekler domates, biber, patlıcan. Yaratılmak istenen algı
savaş, çöküş, beka. Bu iki gerilim arasında bir seçim geçecek”
değerlendirmesini yaptı.
Dr. Ali Mert Taşcıer, 31 Mart’a sayılı günler kala Türkiye’de
muhalefet ve iktidarın seçim kampanyalarını değerlendirdi. İktidarın
anket sonuçları olumsuz geldikçe beka sorunu vurgusunun dozunu
artırdığına işaret eden Taşcıer, şunları dile getirdi:
“Ne yani Mansur Yavaş kazanırsa Suriye savaş mı açacak bize? Ya da
Alper Taş alırsa sebze meyve üretimi mi azalacak? CHP iktidara gelirse
yağmur yağmayacak, verim olmayacak demeye benziyor bu mantık. Halbuki
kentlere ihanet ediliyor. Yağma düzeni gibi bir durum söz konusu. Yerel
ekonomi halka dönük değil, genel iktidarın tutunması için kullanılıyor.
Bekayla ne ilgisi var bunun? Ekonomi dibe vurmuş, halk her gün
fakirleşiyor. Çözüm olarak algı yaratmaya dönük siyaset izleniyor.”
Yerel
seçimlerin bir genel seçim provası olabileceğine işaret eden Taşcıer,
AKP iktidarında metal yorgunluğunun yaşandığını; iktidarın seçim
manifestosuyla 17 yıldır gerçekleştirdiklerinin çeliştiğini ifade etti.
Taşcıer, iktidarın İstanbul’da “yatay şehirleşmenin yapılacağı”
söyleminin kentin silüetini bozan gökdelenlerle, Ankara’da da “belediye
kaynaklarının doğru kullanılacağı” söyleminin ise milyonlarca TL
harcanan ANKAPARK’la çeliştiğine ve seçmenin bu çelişkiyi sorguladığına
işaret etti.
Yerel seçimlerin ideoloji temelli olup olmayacağı konusuna değinen Taşçıer, şunları dile getirdi:
“İYİ Partili’ler, Beyoğlu Belediyesi başkan adayı olarak ÖDP’nin
başındaki isme oy verecek. Yani, ‘Yerel seçimlerde ideoloji temelli oy
kullanılmayacak’ diyenlerin önemli bir kısmı bu anlamda ifade ediyor.
Ama madalyonun öteki yüzü ya da konunun ikinci aşaması aslında farklı
bir şey diyor. Bu seçimler tam da ideolojik içeriğe sahip. Neo-liberal
ekonomi ve yerel yönetim uygulamalarının sonucunda geldiğimiz noktaya
bakalım: Rantı birkaç kişi, üstelik doğaya, yeşile karşın topluyor.
Yerelde üretim, üreticinin teşviki, bunlarla bağlantılı kooperatifçilik
bitmiş durumda. Dünyada en pahalı suyunu tüketiyoruz. Bu ortamda CHP’nin
yerel seçim manifestosuna nasıl ‘ideolojik değil” diyebiliriz? Tam da
sosyal devletin ya da sosyal demokrat belediyeciliğin örneklerini
görüyoruz” diye konuştu.
İktidar belediyeleri tarafından uygulanan
tanzim satışlara da değinen Taşçıer, halkın bir ürüne uygun fiyattan
ulaşmasının tek başına sosyal belediyecilik anlamına gelmediğini;
pahalıya alınan bir ürünün uygun fiyata satılmasında aradaki zararın
halktan vergiler aracılığıyla alındığını ifade etti. Üreticilerin
koşullarının iyileştirilmesiyle fiyatların uygun duruma geleceğini
kaydeden Taşcıer, “üretim uygun koşullara gelirse halkın cebinden
çıkacak bir zararla para kazanmaz. Sonraki aşama olarak üretici,
tüketici ile yine uygun koşullarda buluşur. Yani bütüncül bir ekonomik
yaklaşım gereklidir” değerlendirmesini yaptı.
21 Mart 2019 Cumhuriyet Gazetesi
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1305223/Sorunlara_gerilim_ortusu.html
30 Nisan 2019 Salı
YEREL SEÇİMLERDE İDEOLOJİ ÖLDÜ MÜ
İdeolojilerin öldüğü, tarihin bir biçimde sonuna geldiği tezleri, bizzat liberalizmin yarattığı ideolojik söylemler olmakla birlikte, egemen olması nedeniyle herkesin diline de pelesenk olabilmektedir. Yani kolayca “artık ideolojiler öldü” denebilir. Her seçim öncesi, ideolojilerin öldüğünü vurgulamak da böyle bir şey.
Yaklaşan 31 Mart seçimleri öncesinde de ideolojilerin öldüğü söylemi sıklıkla kendine yer bulmakta. Peki, ideolojiler öldü mü?
31 MART İÇİN ÖLDÜ MÜ?
Elbette ideoloji gelişen, güncellenen bir şey olmakla birlikte, bizimle birlikte yemek yiyen, su içen, uyuyan bir şey de değil. Yani “24 Haziran 2018 seçimlerinde ideolojik yaklaşım vardı, 31 Mart 2019 seçimlerinde ideoloji olmayacak” gibi bir savımız yok. Olması da mantıklı değil.
“Yerel seçimlerde ideolojik yaklaşım olmayacak” söylemine önce bir hak verelim. İdeolojiyi bilimsel tartışmalardaki ayrımlarından soyut tutan ve genel olarak “siyasi parti” düzeyine indiren bu yaklaşım, Türkiye’ye özel sosyolojik yapı ve buna uyarak yapıldığı vurgulanan ittifaklarla madalyonun haklı yüzü gibi kendini göstermektedir. Daha da somutlamak gerekirse Alper Taş ile Mansur Yavaş şu an aynı partinin adayı. İlk bakışta bu durum, yerel seçimlerde gerçekten ideolojilerin öldüğü hissini verebilir. Düşünün bir İYİ Partili Beyoğlu’nda ÖDP’nin başında ama CHP’nin adayı olan isme oy verecek. Tersi Ankara’da da geçerli.
Liberal yaklaşımın esiri olarak “ideolojiler öldü” demekle yerel seçimler için verdiğimiz örnek üzerinden giderek “bu yerel seçimlerde ideoloji olmayacak” söylemi de aynı şey değil bu arada. Birisi büyük bir üst anlatının, bizzat kendi ideolojik yaklaşımının sonucu. Diğeri ise bir yerel seçim pratiğinden ortaya çıkmış sonuç. Yani bu ikinci, Türkiye koşullarına göre daha iyi niyetli ve sağdan sola oy geçişkenliğini meşrulaştıracak bir söylem.
Her şeye kaşın, konuya bu kadar basit yaklaşılabilir mi? Madalyonun diğer yüzü ne diyor?
İDEOLOJİ HER YERDE HER ZAMAN
31 Mart Yerel Seçimleri için Türkiye özelinde, “ideoloji dışı” seçim söylemine kısmen ve neden hak verildiğini ortaya koymakla birlikte, asıl olana değinmekte yarar var.
Bir yerde seçim varsa tercih yapılma zorunluluğu doğuyorsa ve hele ki bu iş kamusal bir nitelikteyse orada ideolojiyi soyutlamak mümkün değildir. Farklı görüşlerin birbirine düşünsel anlamda yaklaşması ideolojik varlığı yok etmez ya da en azından muğlaklaştırmaz.
31 Mart 2019 Yerel Seçimleri, tam da bu anlamda ideolojik altyapıya sahip. Özellikle İstanbul, Ankara gibi metropollerde yaşayanlar kafasını sağa sola çevirdiğinde ilk gördüğü şeyler, bu seçimin neden ideolojik olduğunu da ifade ediyor. Müthiş bir yıkım ile karşı karşıyayız. Ekonomik temelli bu durum, yerel yönetimlerde net olarak görülebilmektedir. Neoliberal ekonomi ve yerel yönetim anlayışının bizi getirdiği yer neresi:
· Doğaya, yeşile karşın, halka rağmen birkaç kişi tüm yerel rantı, merkezden, merkezileşmiş iktidar sayesinde topluyor.
· Tükettiğimiz suyun fiyatını dünya ile karşılaştırma şansımız oluyor mu? Musluktan akan suyu çok pahalıya tüketiyoruz.
· Belediyelerin hesapsızca altına girdiği borç yükü, birkaç kuşağın ödemesiyle bile bitmeyecek oranlarda.
· Üretim ne durumda? Yerelde üreticinin teşviki, bunlarla bağlantılı kooperatifçilik bitmiş.
· Hizmet alımı, yani özelleştirme esas uygulama olmuş ve belediyeler kuruluş amacına uygun olarak “mahalli-müşterek” işlerinin çoğunu özel sektöre ya da kendi kurduğu şirketlere yaptırıyor.
· Hesap verilebilirlik, şeffaflık neredeyse bitmiş durumda.
· Keyfe keder kayyum ve zorla istifa uygulamaları ve bunun tehdidi Demokles’in kılıcı gibi üstelik kendi belediyelerinin de tepesinde sallanıyor.
Örneklerden de görüleceği gibi, yerel yönetimler, ideolojik temelden yoksun olmayan, (neoliberal ideoloji) bir anlayışla yıkıma uğramış, kent ve kentliler de bunun altında kalmıştır. Bu yıkım, ideolojiktir! Bu konuda daha pek çok örnek verebiliriz.
Bu ortamda, temelde iki partili seçim olduğu fikriyle bakarsak, CHP’nin yerel seçim manifestosuna “nasıl ideolojik değil” diyebiliriz?
Tam da sosyal devletin ya da halkçı belediyeciliğin örneklerini görüyoruz. Geçmişte “şucuydu, bucuydu” deyip dememekle ilgili değil bu iş. Mansur Yavaş’ın vaatleri sosyal devletin, halkçı belediyeciliğin gereği değil de nedir? Tunç Soyer yaptıkları, Aydın’da Özlem Çerçioğlu’nun üreticilerle birlikte halkın ucuz ete ulaşımını kolaylaştırması, Yılmaz Büyükerşen’in halk sütü aslında ideolojiktir. Üreticinin kazandığı, kooperatifler kanalıyla teşvikin ve ortak üretimin gerçekleştiği, aracılar ortadan kalktığı için tüketicilerin ucuza ürüne ulaştığı proje sosyaldir, halkçıdır. Yoksa üreticiden pahalıya alıp, halka ucuza satıp zararın halka vergileri yoluyla karşılatıldığı sistemden bahsetmiyoruz.
“Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek”, “rantı halka dağıtacağız”, “kentte sosyal adaleti sağlayacağız” söylemi, ideolojiktir. Bu halktan yana bir ideoloji barındırır. İster ismine demokrasi hattı densin, ister hayır bloku, ister Millet İttifakı fark etmez. Bu halkçı ideoloji ve söylemin yanı sıra, kentlerin ideoloji temelli yıkımı iktidar tarafından da görüldüğü için “yatay mimari, (asıl amacı ve uygulama örneğinden farklı olsa da) tanzim satış” gibi kavramlar ortaya çıkıyor.
Demek ki yerel seçimde, iktidarın uygulamalarına ve kapitalizmin girdiği kriz nedeniyle halkın yaşadığı yoksulluğa karşı sosyal bir alternatif konulabiliyor.
22.03.2019 Oda TV
https://odatv.com/yazar/ali-mert-tascier/yerel-secimlerde-ideoloji-oldu-mu-22031910.html
TÜRKİYE ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE BUNU KONUŞACAK
Önümüzdeki günlerde en sık konuşulacak konulardan biri TBMM İçtüzüğü olabilir. Zira Anayasa’nın yasamaya ilişkin düzenlemelerini ayrıntıyla İçtüzük düzenliyor.
Yaşadığımız sürece baktığımızda OHAL, KHK’lar, yapılan Anayasa değişikliği, ihraçlar, görevden almalar, tutuklamalar, gözaltılar akılda kalan şeyler olarak sıralanabilir. Böyle bir durumda, İçtüzükte nasıl değişiklikler yapılacağını kestirmek de zor olmasa gerek. Öyle ki Başbakan Binali Yıldırım, 6 Haziran tarihinde yaptığı partisinin grup toplantısında “2019 seçimlerine gelmeden, iç tüzük başta olmak üzere uyum yasalarını çıkarmayı da hedefliyoruz. Bu amaca yönelik olarak önümüzdeki hafta iç tüzükle ilgili adımları atacağız. Amacımız Meclis'in daha verimli çalışması ve zaman kaybının önlenmesidir” diyerek, yapılacak değişikliğin yalnızca Anayasa değişikliğine uyumla sınırlı kalmayacağının da işaretini pekâlâ vermişti.
Bu sözler üzerine akla hemen CHP’li milletvekillerinin 8 Şubat 2012 tarihinde “söz hakkına millet adına sahip çıkma amacıyla kürsü koruması eylemi” ya da AKP’lilerin deyimiyle “kürsü işgali” geliyor. AKP’nin İçtüzük teklifi yoğun tartışmalara konu olmuş, en son Genel Kurulda gerçekleştirilen eylemle teklif geri çekilmiştir. Yaşadığımız günlerden, o günkü teklife baktığımızda ilginç bir his baş gösteriyor. Muhalefetin “sesimizi kısmak istiyorlar” dediği ve bu nedenle direniş gösterdiği teklif, bugün yaşadıklarımız yanında, o denli büyük bir kayıp hissi yaratmıyor, maalesef. “Alışmak kötü bir şey” sözü, sanırım tam da böyle doğrulanıyor.
AKP O ZAMAN NE ÖNERMİŞTİ
30/12/2011 tarih ve 2/242 esasla TBMM Başkanlığına verilen, 04.01.2012 tarihinde esas komisyon olarak Anayasa Komisyonu’na sevk edilen ve alt komisyon görüşmeleriyle birlikte 30.01.2012 tarihinde raporu verilen, AKP’nin 5 Grup Başkanvekilinin ortak imzasını taşıyan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi 19 maddeydi. Önemli kimi maddeleriyle değiştirmek istenenler ise şunlardı:
Teklifin ilk maddesiyle ilk önce İçtüzük 19. madde değiştirilmek istenmişti. Bu da hükümet partisi ya da partileriyle muhalefet partisi ya da partilerinin Genel Kurul görüşmelerine dair anlaşamadıkları durumda her partiye kendi önerisini Genel Kurula sunma hakkı tanıyan madde. Her partiden bir temsilciye 10’ar dakika söz verilerek görüşmeler yapılıyor, gündemdeki önemli konular tartışmaya açılıyor. Teklifte ise bu grup önerilerinin görüşülmelerinin tamamen kaldırılması hedeflenmiş, istenirse önerge sahibine 5 dakikayı geçmemek üzere gerekçe açıklama olanağı tanınmıştı.
Teklifin ikinci maddesi ise, İçtüzüğün 20. maddesinde değişiklik yaparak, Bakanlık isimlerine göre komisyonlarda düzenleme öngörmüştü. Teklifin üçüncü maddesiyle, İçtüzük 29. maddede değişiklik yapılmak istenmiş ve komisyonlarda söz alma önceliği yokken, bu öncelik komisyon üyelerine tanınmıştı.
Teklifin dördüncü maddesi, İçtüzük madde 31’de değişikliği hedeflemiş ve bu değişiklikle komisyon üyelerine, herhangi bir sınırlama bulunmayan madde değişiklik önergesi verme hakkı, her bir madde için yalnızca bir değişiklik önergesi teklifi verme biçimine getirilmişti.
Teklifin beşinci maddesi, İçtüzüğün 37. maddesinde yenilenme öngörmüş, bir teamül olan komisyonda belli süre bekleyen teklifin, haftanın ilk çalışma günü görüşülmesi teamülden çıkarılarak kural haline getirilmişti. Yedinci maddede, Meclis çalışma sürelerini (İçtüzük 54) 15.00-19.00 yerine 14.00-20.00 şeklinde değiştirmişti.
Sekizinci maddede getirilmek istenen düzenleme ile gündem dışı sözlere Hükümetin verdiği yanıtın 10 dakika ile sınırlanması amaçlanmıştı (İçtüzük 59. Madde). Bu konuşmaların süresine ilişkin İçtüzük hükmü olmamakla birlikte, mevcut durumda bu güne kadar 20 dakika olarak kullanılmıştır.
İçtüzük 60. madde “pek kısa söz” ismiyle milletvekillerine yerinden gündem dışı konuşma hakkı tanır. Bunun süresine dair bir sınırlamama olmazken, teklifin dokuzuncu maddesi ile bu süre 10 dakika olarak belirlenmişti.
Teklifin onuncu maddesi, usul hakkında görüşmelerde lehte ve aleyhte toplam dört kişiye kadar konuşma hakkı tanıyorken, İçtüzüğün 63. maddesinde yapılan düzenleme bunu iki kişi ile sınırlandırmıştı.
On birinci madde, İçtüzüğün 65. maddesini düzenleyerek “Kamer Genç” için sistem öngörmekte ve Genel Kurula döviz, pankart, çalışma düzenini ve huzurunu bozucu materyal sokulması yasaklıyordu. Malum o dönem rahmetli Kamer Genç, kürsüye deniz fenerini çağrıştıran bir el feneriyle geliyordu. Bu da onu engellemek üzere düşünülmüş bir teklifti.
Teklifin 14. maddesi genel görüşme, 15. maddesi ise meclis araştırma önergelerinin özetlerinin dağıtılması ve bunların Genel Kurulda okunmamasını amaçlıyordu.
Teklifin 16. maddesiyle işaretle oylama öncesi istenen karar yeter sayısının istenebilmesi için en az on beş milletvekilinin ayağa kalkması ya da yazılı istemde bulunması öngörülüyordu (İçtüzük 146. madde).
Teklifin 17. maddesi ise Genel Kurula döviz, pankart, çalışma düzenini ve huzurunu bozucu materyal sokulmasını, 160. maddede yaptığı değişiklikle kınama cezasına bağlamaya hükmediyordu.
Gelinen noktada Meclis Başkanı’nın çağrısına CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun icabet etmemesi üzerine kurulamayan İçtüzük Komisyonu üzerine, iktidar İçtüzükle ilgili kendi planını uygulayacak gibi görünüyor. Getirecekleri yeni teklifin, eskisini aratıp aratmayacağını da göreceğiz.
09.06.2017 Oda TV
https://odatv.com/yazar/ali-mert-tascier/turkiye-onumuzdeki-gunlerde-bunu-konusacak-0906171200.html
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

