12 Mayıs 2019 Pazar

KILIÇDAROĞLU DOKTRİNİNİN ARKASINDA NE VAR?

31 Mart Yerel Seçimleri tamamlandı. CHP ve İYİ Parti'nin kurduğu Millet ittifakı İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya gibi büyükşehirleri kazanarak diğer belediyeleriyle birlikte Türkiye nüfusunun yarısını ve sermaye üretiminin merkezlerini yönetir duruma geldi. Bu herhangi bir seçim sonucu değil. O nedenle sadece seçim sürecine dair ayrıntılarla tek başına açıklanamaz.
Seçim sürecine dair unsurlarla açıklanacak olsa;
1-) Adayların doğru yöntemlerle tam isabetle belirlenmesi,
2-) Özellikle 2015 seçimleriyle başlayan doğru bildirge, halkın ihtiyaçlarına ve özlemlerine hitap eden vaatler,
3-) Sandık örgütlenmesi ve bilişim yapılanmasında geçmiş hatalardan ders alınması,
temel başlıklarıyla açıklanabilir. Ancak bu durumun evrimsel nitelikteki gelişmelerin sonucu olduğu söylenmelidir. Arka plan daha eski.
Genel Başkan seçildiğinden bu yana parti içi sistemsel sorunlarla ilgilenme isteği olduğu bilinen ama ortalama yılda bir gidilen sandıklar nedeniyle bunları sürekli erteleyen Kemal Kılıçdaroğlu, seçimlerin olmadığı dönemlerde ektiği tohumların mahsullerini alıyor denebilir. İşte bu nedenle Kılıçdaroğlu doktrini denilen şeyin temeli “sabır” denebilir.

TOPLUMSAL ALGININ DEĞİŞİMİ SÜRECİ
Ankara'da bu aralar konuşulan şeylerden biri de Kılıçdaroğlu doktrini. 31 Mart seçimleri doktrin denilmesinin ana nedeni olmakla birlikte; başarının tesadüfi olmadığı, bunun asıl mimarı olan Kılıçdaroğlu'nun, geldiğimiz nokta itibariyle toplumsal anlamda çok fazla tepkiyi göğüsleyerek, süreci ördüğünün altı çizilebilir.
Siyasi ifadelerin ve gelişmelerin toplumsal yansımaları, halk nezdinde kabul edilmesi ve kitlelerin buna refleks göstermesi uzun zaman gerektirir. Çünkü her şeyden önce bir siyasi parti lideri olarak, yaşanması gereken değişimi önce kendi tabanınıza kabul ettirmek, ardından topluma anlatabilmekle başarı sağlanır. Tabandan sonra toplumun bunu kabul etmesi de ayrıca bir süre ister. Yani kısa sürede politikalarınızın etki göstermesi beklenemez. Ayrıca süreç bir anlamda önyargıları kırmayı ve partinin üzerine yapışmış algıyı değiştirmeyi gerektirir.
Toplumsal anlayışın değişiminin uzun süreye yayılmasının nedenlerinden biri de iktidarın gücüdür. İktidar ne kadar güçlüyse ve kamuoyunu etkileme araçlarına ne kadar sahipse iş o kadar zordur. İşte bundan dolayı, otoriter yönetimlerin olduğu yerlerde birleşik cephe inşası sabırla süreci yöneten lider ya da liderlerdedir.

ARKA PLANDA NE VAR?
Kılıçdaroğlu doktrini denilen olgu, sonuç itibariyle ÖDP'li Alper Taş'a İYİ Parti'lilerce ya da bir Saadet Partisi üyesince CHP'ye oy verebilmesini sağladı.
2010 Referandumu, Kılıçdaroğlu'nun makam odasına oturamadan seçim otobüsüne binerek Türkiye'yi dolaştığı, ilk ve henüz çok yeni birleşik cephe oluşturma çabası olduğu için süreçte tuzu olan bir girişimdir. Asıl arka planın oluşmaya başlaması, CHP tabanının en büyük kızgınlıklarından Ekmeleddin İhsanoğlu'nun adaylığıdır. Yıllar sonra MHP ile ortak aday çerçevesinde birlikte siyasi hamle yapılmasının ilk örneği bu olduğu için de tabandan daha yüksek ses çıktı. Ayrıca, İYİ Parti'nin nüvesi kadrolarla CHP tabanının ilk teması da bu olaydır.
Birliktelik, otoriter yönetim dozunu arttırdıkça daha geniş alana yayılmaya başlar. İşte Kılıçdaroğlu bu sürecin aktif lideriydi. İkinci en kritik girişim Hayır Bloku'dur. Türkiye'de mevcut gidişi doğru bulmayan %50'nin varlığı 2017 referandumuyla böylelikle tescillendi. Kürtlerin aktif rol alması, herkesin kendi "hayır"ını dile getirerek yan yana durabilmesi önemli bir dönüm noktasıdır.

Üçüncü ve eylemsel nitelikte olduğu için en önemli girişim ise 2017 Adalet Yürüyüşü'dür. Otoriter ve dozunu gittikçe artıran ya da en hafif deyimiyle adaletsizliğin normalleştirilmeye çalışıldığı yönetime karşı siyasi tarihte, dünya çapında yapılan eylemlere bir yenisini ekleyen Yürüyüş, hiç yan yana gelmeyecek figürleri demokrasi ortak paydası ve asfaltın üzerinde de 450 kilometre boyunca buluşturdu.

Dördüncü ve zirve nokta ise 2018 seçimleri öncesi kurulan ittifak oldu. İYİ Parti'nin seçime katılamaması durumunda daha fazla milletvekili çıkarma olasılığı masada dururken, buna "demokrasiye kumpas" diyerek 15 milletvekilinin İYİ Parti'ye geçirilmesi asfalyla sembolleşen sürecin meyvesidir İstanbul, Ankara ve diğer belediyelerin el değiştirmesi.
Halktaki önyargıyı kırmak adına Kılıçdaroğlu başta kendisi olmak üzere yeni bir dil geliştirilmesine ve halka bu dille yaklaşılmasına da öncülük etti. Siyasette agresif ve kutuplaştırıcı dil, tabanı bloklama açısından etkili bir yöntemdir. Yalnız buradaki temel sorun, tabanınızın ne kadar geniş olduğudur. Yüzde 30'luk bir tabanı bloklamak genel olarak başarıyı getirmez. Bu nedenle dili, dışarıdan tabana katkı sunacak biçimde kucaklayıcı kullanmak önemlidir. Kılıçdaroğlu'nun en büyük katkısı bu alanda olmuştur denebilir.

SON SÖZ
Yerel seçimlerin kendi özel durumu, ülke konjonktürü, siyasi gelişmeler de süreci beslemiştir. Aslında doktrin asıl olarak kendisini ilk genel seçimlerde daha net test edecektir. Ama bu biraz da büyükşehirlerin süreçteki başarısıyla ilgilidir. Dili tutturur ve başarılı olurlarsa genel seçimler o zaman tam bir test olur. Ki bu adayların çoğunun kullandığı dil, ortaya koydukları vaatlere bakılırsa zaten doktrine uygun profil çizdikleri ve o yolla başarıya katkı sundukları görülecektir.
Demek ki bu aralar Ankara'nın üzerinde dolaşan Kılıçdaroğlu Doktrini ifadesi, sabırla demokrasi asgari müştereğinde yan yana gelemeyecek siyasi yapıları buluşturmayı anlatmaktadır.

Dr. Ali Mert TAŞCIER
10.05.2019

https://odatv.com/kilicdaroglu-doktrininin-arkasinda-ne-var-10051932_m.html



7 Mayıs 2019 Salı

CHP SEÇİMLERİ NASIL "KAZANDI"


"Yüzde 99'u Müslüman olan ülke" tanımlaması, yerel televizyon kanalında yayınlanan tartışma programında "82 milyon bizi izliyor" demekten farksız oldu. Artık bu da bir klişe olarak siyaset yaşamının göbeğine yerleşti. Peki, böyle adlandırılan bir ülke siyasi tercihinde doğrudan din ve muhafazakârlığa göre mi hareket ediyor?
Yapılan araştırmalar muhafazakâr kişilerin Türkiye'de yüzde 45 civarında olduğunu gösteriyor. Dini anlamda muhafazakârlık oranının yüzde 30'lar civarında çıktığını belirtelim. Kendisine dindar diyenlerin oranı da yüzde 50 civarındayken ateizm, deizm gibi tercihler artışta. Bu rakamlar sosyolojik açıdan elbette yorumlanacaktır ancak bunun ciddi bir de siyasal boyutu var. Tartışmanın siyasi olarak en yakın göstergesi ise 31 Mart yerel seçimleridir. CHP'nin öncülüğünde Millet İttifakı’nın İstanbul, Ankara, Mersin, Adana, Antalya, Kırşehir, Bolu ve Bilecik gibi belediyeleri yeni kazandığı, başka bir ifadeyle Türkiye nüfusunun yarısını,gayri safi milli hasılanın ise yüzde 60'ından fazlasını yönetir hale geldiği gerçeği üzerinden,yukarıdaki rakamlar nasıl okunabilir?

CHP VE MUHAFAZAKÂR ADAYLAR
Yerel seçimlerde CHP'nin muhafazakâr adaylarla yola çıktığı ve sağ kökenli adaylarla kazanmayı hedeflediği,hatta böyle kazandığına dair çeşitli yorumlar yapılmakta. Bunun doğruluk payı nedir? Yani CHP genel yorumla sadece muhafazakâr adaylar gösterdiği için mi kazandı?
Dinin sosyal bir olgu olduğu ve yaşamı doğrudan etkilediği bir gerçek. Ancak dinin siyaseten araçsallaşması bundan farklı bir durum. Kişinin dindar olması, siyasal yaşamına din unsuruyla yön vereceği anlamına gelmiyor. Muhafazakârlık da aynı biçimde değerlendirilebilir. Türkiye'nin muhafazakâr yapısının ve bu yapının hayatın diğer alanlara etkisinin olduğu bir gerçek, ancak dünyadaki gelişmelerin, siyasi alandaki boşluğun, ülkenin ekonomik durumunun, görece “mağdur" edilmişlerin sesi bir iktidarın, devletin mali olanaklarının bu yönde bir grubun hizmetine sunulmasının ülkedeki muhafazakâr yükselişte pay sahibi olduğu yadsınamaz. Başka bir ifadeyle kapitalizm hüküm sürüyorsa sınıfsal temelden soyutlanmadan, kişiler sandık önünde rasyonel tercihte bulunabiliyor. Bu belli sınıfa mensup kişilerin aynı yönde hareket etmesi olmasa da duvarda bir gedik açıcı unsur olarak, siyasi partilere seçmenlerin gelecek yönelimleri için ipucu veriyor. Örneğin bir soruyla daha somutlayalım: Mansur Yavaş Cuma Namazı kıldığı için ya da Ekrem İmamoğlu Yasin-i Şerif okuduğu için mi belediye başkanı seçildi? Bu önermeyi tek doğru kabul ettiğimizde mantıklı bir sonuca ve sağlıklı bir noktaya varamayız, çünkü ülkenin içinde bulunduğu ekonomik yapı herkesi etkilemekte, hatta ekonomik kriz daha çok kendini muhafazakâr ve dindar olarak nitelendiren orta ve alt sınıf grup mensuplarını daha çok vurmakta. Bu durumda belediye başkan adayının muhafazakâr kitleler tarafından kendilerine yakın görünmesi ancak ve ancak bir önyargı kırılması için vesile olabilir. Adayların bu profili ise önyargılar kırıldığından daha geniş kitlelere erişim için anahtardır.

CHP’NİN BAŞARISINDA SOSYAL DEMOKRASİ ETKİSİ

CHP'nin adaylarının muhafazakârlık ile olan ilişkisi ve mesafesi onların belediye başkanı olmasında sadece kolaylaştırıcı olmuştur ve gelecekte daha geniş kitlelerden oy almayı rahatlatacaktır. Arka planda unutulan başka bir şey var. Mansur Yavaş'ın ya da Ekrem İmamoğlu'nun ortaya koydukları siyasi projeler, dayandıkları temel ilkeler Sosyal Demokrat politikaların yansımasıdır. Ekonomik krizin daha çok vurduğu orta ve alt sınıf mensuplarının bu projeler temelinde doğrudan hareket ettiği söylenebilir. Doğrudan denebilir ama yine tek başına denemez, çünkü beka tartışması, ülkenin yaklaşık yarısının çeşitli nedenlerle terörize edilmesi, kendi gibi düşünmeyen kesimler üzerinde siyasi baskının artması, sürekli kullanılan kutuplaştırıcı dil ve bütün bunlar üzerine tanzim satış kuyruklarında insanı rencide eden kuyruk görüntüsü, yardımların yapılış biçimi de yerel ekonomi anlamında ciddi bir değişim gereğini işaret ediyor. Bu olumsuzluğu doğrudan kendisine dokunmasıyla hissetmeye başlayan halk dışarıdan ithal edilen, özellikle gıda ürünlerinin kendi sofralarına nasıl yansıdığını televizyondaki tartışma programlarında değil bizzat mutfaklarından görmeye başladılar. Kitleleri en çok harekete geçiren şey doğrudan ekonomik olumsuzluğun kendine yansımasıdır.Benzine yapılan zammı hemen hissetmek mümkün olmayabilir, ama doğrudan her gün birkaç kez alınan poşete 25 kuruş vermek ekonomik olarak doğrudan hissedilir, o zaman tercihler basite indirgenen poşet örneğinde olduğu gibi, buna göre yönlenmektedir. Demek ki halk doğrudan karşısındaki siyasi figürün dini yönelimi ile kendine yön vermemektedir ya da bu şekilde tercihte bulunan kişiler marjinal kalabilmektedir.

BUGÜNDEN SONRASI
Bahsi geçen durumun bundan sonraki siyasi iklimi nasıl etkileyeceği de önemlidir.Yereldeki yeni iktidar sahibi için kazancın sürdürülebilir olması, geleceğin şifre çözücüsü olur. Örnek vermek gerekirse sosyal yardımların bir oy devşirme aracı ve yandaşa kaynak aktarma yöntemi olarak düşünülmesi, sağ elin verdiğini sol el gördüğü için yardıma muhtaç kişide burukluğa neden olmakta. Hele o kişilerin oyuyla gelen kişiler ve yakın çevresi zenginleşirken, yoksul sayısının artması, burukluğun da artmasıdır. Kitlelere yardımın karta yüklenerek nakit yapıldığı, paranın sadece kendi ilçe sınırlarındaki esnafta harcandığı, kart sahiplerinin özel sektördeki firmalarda çeşitli indirimlerden yararlandığı Yenimahalle Belediyesi'nin halk kart uygulaması anlatılabilir ve benzeri uygulamalar yeni alınan belediyelerde de uygulanabilir ise muhafazakâr kitlelerin, bu anlamda kırılmış önyargısıyla birlikte daha büyük siyasi sonuçlar alınabilir.

Son Söz: Dinin ve muhafazakâr yapının siyasi eğilimde pay sahibi olduğu muhakkak. Ama bu eğilimi belirleyen unsurlardan sadece biri. Doğru aday, ekonomik durum, siyasal propaganda unsurları gibi… Yalnız 31 Mart'ta ana belirleyicinin, bunların biraz daha üzerinde, toplumcu çözüm önerileri olduğunu görmek gerekir. Esas olarak muhafazakâr olduklarından değil, örgütlü biçimde toplum için sosyal demokrat projelerle yola çıktıkları için kazandılar.

Dr. Ali Mert Taşcıer
03.05.2019

https://odatv.com/chp-secimleri-nasil-kazandi-03051931.html