19 Ekim 2020 Pazartesi

TAŞCIER HİBRİT KAYYUMU ANLATTI

 

Yerel yönetim uzmanı Ali Mert Taşcıer, iktidarın yeni bir kayyım yöntemine hazırlandığını söyledi. Taşcıer, iktidarın belediye başkanını koltuğundan kaldırmadan etkisiz hale getirmenin yolunu aradığını ifade etti.

 

Hakkı Hacınebioğlu - Halk TV

Yerel seçimlerden önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kayyım sözlerinin ardından başlayan tartışma, HDP'li belediyelere kayyım atanmasıyla giderek tırmandı. En son geçtiğimiz hafta HDP'li Kars Belediyesi'ne de kayyım atanmasıyla birlikte, HDP'nin elinde küçük belde ve ilçeler dışında belediye kalmadı. Kayyım uygulamaları sadece HDP'li belediyelerle sınırlı kalmadı. Kayyım, CHP'li  belediyeye de atandı. Yerel yönetim uzmanı Dr. Ali Mert Taşcıer'in hibrit kayyım iddiası ise yeni bir tartışma yarattı. Taşçıer'e göre, yasa tasarısı muhalefetin elindeki belediyelerin yetkileri kısıtlanacak. 

 

Yerel yönetim uzmanı Dr. Ali Mert Taşcıer, iktidarın muhalefetteki belediyelere yönelik yeni tasarısını Halk TV'ye anlattı.

Belediye Kanunu'nda hali hazırda "hizmette aksama" maddesinin bulunduğunu belirten Taşcıer, bunun ancak yargı kararıyla verilebildiğini söyledi.

Taşcıer, iktidarın henüz meclise sunmadığı yeni tasarısının kapsamını şöyle anlattı:

"AKP'li vekillerin bir tasarı hazırlığında olduklarını öğrendim. Hizmette Aksama başlığında bir değişiklik düşünüyorlar. Bu değişikliğe göre vali kuracağı bir komisyon eliyle hizmette aksama tespit ettirebilecek. Bu aksama için vali belediyenin imkanlarını kullanarak, ya da başka bir kuruma kullandırarak bu aksamayı giderebiliyor. Faturayı da belediyeye gönderiyor."

İBB'nin Kanal İstanbul tavrı hibrit kayyım gerekçesi olabilir mi?

Bu uygulamanın olası işleyişi ile ilgili örnekler veren Taşcıer,"Şöyle özetleyelim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kanal İstanbul'un paydaşlarından bir tanesi. İBB, çeşitli nedenlerle bu masadan kalktı varsayalım. Vali bunu hizmette aksama olarak tespit ettirebilir. Bir örnek daha verelim, Bağcılar'da İBB'nin bir yol yapımı var farz edelim. Valilik burada bir hizmette aksama kararı aldırdı komisyondan. Bu yolun yapımını Bağcılar Belediyesi'ne yaptırıp faturayı İBB'ye gönderebilir." diye konuştu.

"Hedef CHP'li belediyeler"

HDP'li belediyeler için zaten kayyım uygulamasının olduğunu hatırlatan Taşcıer, "HDP'li belediyeler zaten kayyımda. O halde bu kim için düşünülüyor? CHP'li belediyeler için düşünülüyor. Yani iktidar kayyım atamaya bahane bulamadığı zaman, belediye başkanını koltuğundan kaldırmadan etkisiz hale getirmeye çalışıyor." ifadelerinde bulundu.

Bir hedef de rant mı?

Hibrit kayyımların açacağı ihalelerin de denetlenemeyeceğini belirten Taşcıer, "Vali belli büyüklükteki hizmetler için ihaleye çıkmak zorunda kalacak. Nasıl kontrol edecek belediye o ihaleyi? Belediyeler birçok açıdan denetleniyor. Hele muhalefet belediyeleri daha sıkı denetleniyor. Bu ihaleleri kim denetleyecek? O ihaleleri 5 müteahhidin almayacağını bilebilir miyiz? Bunun belediyeye mali zararları da çok olacak." dedi.

 

09.10.2020

https://halktv.com.tr/tascier-iktidarin-hibrit-kayyum-tasarisini-anlatti-hedef-chpli-belediyeler-436442h 

 

BELEDİYELERE DOĞALGAZ FATURASI

  


İktidarın belediyelere yönelik düzenlemeleri farklı teklifler içerisinde parça parça gelmeye devam ediyor. Ancak torba teklifler içerisindeki bu düzenlemeler, içeriğinin yanında mevzuatta büyük karışıklığa neden olmakta...

İktidarın belediyelere yönelik düzenlemeleri farklı teklifler içerisinde parça parça gelmeye devam ediyor. Ancak torba teklifler içerisindeki bu düzenlemeler, içeriğinin yanında mevzuatta büyük karışıklığa neden olmakta.

5 Ekim 2020 tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunulan Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7. maddesi, 4646 Sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu'nun 4. maddesinde değişikliğe giderek belediyelere doğal gaz şebeke döşeme maliyetlerini yükleyecek düzenleme öngörmektedir.

Maddede, imarsız bölgelere doğal gaz şebekesi döşenmesi ve buralardaki yapı kayıt belgesine sahip olan binalara doğal gaz bağlanması düzenlenmektedir.

Bilindiği gibi İmar Kanununun Geçici 16. maddesinde yapı kayıt belgesi bulunan  yapılara geçici doğal gaz bağlanması söz konusu. Böyle bir düzenleme olmasına rağmen doğal gaz piyasasında geçici abonelik diye bir düzenleme yoktur. Madde gerekçesinde de bu durum ifade edilmiştir: 3194 sayılı İmar Kanununun geçici 16 ncı maddesinde; 'Yapı Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir. Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğal gaz bağlanabilir.' hükmü yer almaktadır. Doğal gaz piyasası mevzuatında ve kurgusunda geçici abonelik şeklinde bir kavram bulunmadığından ve belirtilen Kanun maddesine dayanılarak çıkarılan Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslarda bu konularda düzenlemelere yer verilmediğinden, doğal gazpiyasasında bu hükmün uygulanmasında problemler yaşanmaktadır."

Bir bina yapı kayıt belgesine sahip olsa da bulunduğu sokak ve/veya caddeye doğal gaz şebekesi döşenmemiş olabilir. Yine bu bölgeler imar planlamasında düzenlenmediği için görünmeyebilir. Bu bölgelerde yurttaşlar ciddi mağduriyet yaşamakta, uygulamada geçici doğal gaz tanımlaması olmadığı için kurumlar arası çatışmaya neden olabilmektedir. Teklifle bunun önüne geçilmek istenmekte. Belediye meclisi kararıyla bahsedilen yerlerde maliyeti belediyece karşılanarak doğal gaz şebekesi döşenmesi olanaklı hale getirilmektedir. Bu anlamda bir maliyet kalemi belediyenin sırtına yüklenmek isteniyor.

BELEDİYELERİN SIRTINA EK MALİYETLER YÜKLEMEKTEDİR

Aynı düzenleme, doğal gaz şebekesine ek yapılacak döşeme maliyetlerini belediyelerin üstlenmesinin önünü açmakta. Doğal gaz dağıtım şirketlerinin dağıtım bölgelerine ilave edilecek yeni genişleme bölgelerinde yerleşim yerinin bağlı bulunduğu belediyece doğal gaz dağıtım şirketine yatırım yapılması talebinde bulunulması halinde; ilgili dağıtım şirketinden teminat, kontrollük hizmet bedeli, kaplama bedeli, zemin/alan tahrip bedeli, hafriyat döküm bedeli ve benzeri adlarla herhangi bir bedel alınmaması ve altyapı kazı alanının üst kaplamaları ilgili belediye tarafından bedelsiz olarak yapılması amaçlanmaktadır.

Şirketler, özellikle kârlarından büyük kayıplar yaşadıkları ek taleplerde doğal gaz şebekesi döşeme işi konusunda sorunlar yaşadığını sıklıkla belirtmekte. Ancak bu düzenleme gelir/harcama dengesi konusunda kronik sorunu olan belediyelerin sırtına ek maliyetler yüklemektedir. Yani şirketin kârdan yapacağı zarar belediyeye, dolayısıyla yurttaşlara yüklenmektedir.

Düzenleme gerçekleşirse şirket zararının kamuya tazmini söz konusu olacak. Düzenleme belediyelere ek mali yük getirmekle birlikte, yerel yönetim mevzuatına da ek bir karışıklık getirecektir. Bölgedeki ihtiyaca ve ek olarak yapılan talebin büyüklüğüne göre belediyenin kazı,kaplama gibi işlere katkı sunması ve/veya merkezi idarenin bu konuda katkısının sağlanması kısmen anlaşılabilir olabilecekken, yaptığı işten kâr eden firmanın açılan talebin tamamını belediyeye ödetmesi hukuken de yerel yönetim doktrini açısından da sorunludur.

18.10.2020


https://odatv4.com/belediyelere-dogalgaz-faturasi-18102007.html

BELEDİYELER ARASI OTOPARK SAVAŞLARI MI BAŞLATILIYOR?

   


“Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” AKP'li milletvekillerinin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Teklifin görüşmelerine Meclis Çevre Komisyonu'nda başlandı.

Her ne kadar çevre konusunda olsa da teklif büyükşehir ve ilçe belediyelerini doğrudan ilgilendiren hükümlere de sahip. 31 Mart seçimleri sonrası yerel iktidarın CHP/Millet İttifakı lehine el değiştirmesiyle birlikte, iktidar temsilcileri gerek sözleri gerek eylem ve yasal düzenlemeleriyle bu belediyelerin çalışmasına engel olacak çok sayıda girişimde bulundular. "Mali açıdan, görev ve yetki bakımından zor duruma düşen, hizmet götürmeyen" belediye görüntüsü yaratılmak istenmesine rağmen, özellikle pandemi sürecinde, belediyeler bu duruma takılmadan hizmet üretmeye devam ettiler.

Komisyon görüşmeleri devam eden teklif doğrudan belediyeleri ilgilendiren ve yine akla "31 Mart seçim sonuçlarına göre yapıldığı" izlenimi veren hükümlere sahip. Teklifin 31. maddesi büyükşehir belediyelerinin yetkisinde olan ve bu belediyelerin meclis kararıyla ilçe belediyesine devredebileceği otopark işletmek, işlettirmek ve ruhsatlandırmak yetkisini ilçe belediyeleriyle paylaşacak bir düzenlemeyi öngörüyor. Başka bir ifadeyle ilçe belediyeleri artık kendisi karar vererek otopark gelirine sahip olabilecek. Kamuoyunda "büyükşehir belediyeleri otopark gelirlerini kaybediyor" izlenimi doğsa da konu daha karmaşık ve tek başına gelir ile açıklanamayacak boyutta.

BÖLGE OTOPARKI ÜZERİNDEN YERELDE KAOS

Teklifte geçen "bölge otoparkı" konunun ilk açıklanması gereken kavramı. "Bölge otoparkı", Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayımlanan Otopark Yönetmeliğine göre "Bir şehir veya bölgenin mevcut ve gelecekteki şartları ile ihtiyaçları göz önünde bulundurularak imar planları ile düzenlenen ihtiyaca göre açık, kapalı ya da katlı olarak belediyeler veya diğer kamu kuruluşları ve özel kişiler tarafından yapılan ve işletilen otoparkları"dır. Burada önemli bir diğer kavram, konunun imar planlarıyla ilgili olması. Şimdi diğer yasal düzenlemeler ne diyor, onlara bakmak lazım.

5216 Sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasının l bendi büyükşehir belediyelerine "Yolcu ve yük terminalleri, kapalı ve açık otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek veya ruhsat verme" yetkisini vermiş. Üstelik yeni gelen teklifte, bu maddede herhangi bir değişiklik öngörülmüyor. Yani büyükşehir belediyesi aynı yetkisini kullanmaya devam edecek. Bu durumda, ilçe belediyelerine aynı yetkiyi vermek, büyük bir kargaşaya neden olacak. Büyükşehir belediye başkanlığının ilçe belediyeleriyle arasında sağlamakla yükümlü olduğu eşgüdüm ise doğrudan bozulacaktır. Bu konudaki planlama, UKOME ile trafiğe dair düzenleme ve diğer ulaşımla ilgili yetkiler hâlâ büyükşehir belediyesindeyken, ilçe belediyesi hangi ölçütlere dayanarak otopark yapacaktır? Yerel yönetim birimleri arasında doğacak kaos "mahalli ve müşterek" hizmetlerin aksaması anlamına gelecektir.

Belediyelerde kaos, yönetsel ve hizmete ulaşım açıdan çok riskli durumlardır. Yapılan düzenlemede ilçe belediyesine otopark yapma yetkisi verilmesi sorunludur. Eğer bu yetki devredilecekse de yöntemi bu değildir. Böyle bir düzenleme için kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Örneğin, otopark yerlerinin 3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 37. maddesine göre imar planlarında tespit edilmesi şarttır. Büyükşehir belediyesi yetkisindeki imar planında ilçe belediyesi nasıl bir düzenleme yapılabilecektir? İlçe sınırlarında otopark olarak imar planında ayrılan yerde otopark yapma yetkisi kullanılabilir mi o da ayrı bir tartışma. Zira zaten büyükşehir belediyesi imar planında ayrılmış alana kendisi otopark yapma yetkisine sahip. Belediyeler arasında yetki ve görev karmaşası yaşanması neden isteniyor, ayrı bir değerlendirmenin konusu.

BELEDİYELER GELİR KAYBEDECEK Mİ

Büyükşehir belediyeleri, otopark gelirlerine, "o geliri kazandığı ilçede, yine inşaat, arsa alımı gibi otopark hizmetleri için harcamak koşuluyla" sahiptir. Harcama yeri ve türü koşula bağlanmış bu gelir, artık doğrudan ilçe belediyesinin kasasına girebilecektir. Gelirde bir kayıp olacağı kesin ama zaten bu gelirin harcanması koşulları bellidir. Özetle büyükşehir belediyelerinin hesabına, ilgili ilçede yine otopark hizmetleri için harcamak zorunda olduğu gelir, doğrudan ilçe belediyesinin hesabına yatacak.

Bir büyükşehir belediyesi meclis kararıyla otopark yapma, işletme yetkilerini ilçe belediyesine devretmişse, ki bazı büyükşehir belediyelerinde bu yapılmıştır, büyük bir mali kayıp da yaşamayacaktır. Ama ilçelere bölünmüş otopark gelirleri mali kontrolü, bu paranın eşgüdümle ortak hizmet için harcanmasını, büyük otopark yapımlarını engelleyecektir. Otopark Yönetmeliğine (12. madde) göre de büyükşehir belediyeleri, o ilçe belediyesinde harcamak üzere kamu bankasında açacağı bir hesapta otopark gelirlerini toplayacaktır. Bu durumda doğrudan bu para yine aynı hizmet kapsamında harcanmak üzere, ilçe belediyesinde kalacaktır. Böylelikle mali açıdan ve karar alma mekanizması yönünden ilçe belediyesi büyükşehir karşısında "hiyerarşik" izlenimi veren bir işlemden kurtulacaktır.

Altyapısı yapılmadan, mevcut düzenlemelerin uygulanmasına dair durum tespiti ve araştırmada bulunulmadan, uygulayıcıların görüşlerine başvurulmadan yapılan özellikle yerel yönetimlere dair düzenlemeler uygulamada kaos anlamına gelmektedir. Zaten daha önce AKP iktidarlarında yapılan düzenlemeler, aynı mantıkla hazırlandığı için bugünkü sorunları yaşıyoruz. (Örneğin büyükşehir belediyelerindeki köylerin hepsi tüm itiraz ve uyarılara rağmen mahalleye dönüştürülmüş, orada yaşayan yurttaşlar, ona göre su parası, atık vergisi, emlak vergisi gibi düzenlemelerle karşı karşıya kalmıştır. Doğacak tepki ve seçimde aleyhte olacak bu ödemelerin uygulaması sürekli ertelenmiştir. Meclis’e yeni sevk edilen bir yasa teklifinde ismine köy denmese de kırsal mahalleler kurulmaktadır. Konunun uzmanlarının, muhalefetin, sivil toplumun, uygulayıcıların görüşlerine kulak tıkamanın ne demek olduğunun en net örneklerinden biridir.)

Unutulmasın ki kaostan en çok yurttaşlar zarar görür.

16.10.2020

 

https://odatv4.com/belediyeler-arasi-otopark-savaslari-mi-baslatiliyor-16102008.html


HİBRİT KAYYUMLAR MI GELİYOR?

 Hibrit kayyumlar mı geliyor?   

Dr. Ali Mert TAŞCIER - Yerel Yönetim Uzmanı

2019 Yerel Seçimleri öncesi HDP'li belediye başkanlarının neredeyse tamamının, seçim sonrası ise önemli bir kısmının yerine kayyum atanması, CHP'li Urla Belediyesi'nde de aynı yönteme başvurulması, son olarak Kars Belediye Başkanı'nın yerine atanması kayyum tartışmasını hep sıcak tuttu. Seçilmiş belediye başkanı yerine atanan kaymakam ya da valiler hem hukuki hem de siyasi tartışmaların odağına yerleşiyor. Pandemi nedeniyle ertelendiği ve yeni yasama yılında Meclis gündemine gelmesi beklenen yerel yönetimlere dair teklifin taslak halinde bekletildiği bilinmekte. Bu taslağın içeriğine dair alınan bilgi ve duyumlara dair çeşitli yazılar yazılıyor ama henüz net bir resmi açıklama yapılmadı. Taslağa dair edindiğimiz bilgilerden biri, teklife alınması için yeni bir tür kayyum önerildiği yönünde. Bu öneri teklifte yer aldığı takdirde, en tartışmalı maddelerden biri olacağını şimdiden söylemek olanaklı.

HUKUK NE DİYOR?

Belediye başkanının görevden alınması konusunda ana hüküm Anayasa'da yer almakta. 1982 Anayasası'nın "Mahalli idareler" başlıklı 127. maddesinin 4. fıkrası şöyle: "Mahalli idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri, konusundaki denetim yargı yolu ile olur. Ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir."

Anayasal bu hüküm 5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 47. maddesinde "Görevden uzaklaştırma" başlığıyla yer bulmuştur: "Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir."

Özetle bir belediye başkanı bu sıfatını ancak yargı kararıyla kaybedebilir. Ancak kayyum atamalarına konu olan düzenleme bu Anayasal hükme (hem de Anayasa ve yerel yönetim doktrinine aykırılığı ciddi tartışmalı biçimde) değil, 15 Ağustos 2016 tarihinde 674 sayılı KHK ile Belediye Kanunu'nun 45. maddesine yapılan ek fıkraya dayanmaktadır. "Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacak işlemler" başlıklı mevcut maddeye yapılan eklemede "Ancak, belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu hizmetinden yasaklanması veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde 46 ncı maddedeki makamlarca belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesi görevlendirilir. Görevlendirilecek kişinin seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. Görevden uzaklaştırılan veya tutuklanan belediye meclisi üyesinin istifa etmesi halinde de bu fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra gereğince belediye başkanı veya başkan vekili görevlendirilen belediyelerde bütçe ve muhasebe iş ve işlemleri valilik onayı ile defterdarlığa veya mal müdürlüğüne gördürülebilir. Bu belediyelerde belediye meclisi, başkanın çağrısı olmadıkça toplanamaz. Meclisin, encümenin ve komisyonların görev ve yetkileri 31 inci maddede belirtilen encümen üyeleri tarafından yürütülür..."

Bu konuda diğer önemli düzenleme, aynı yasanın "Belediye başkanı görevlendirilmesi" başlıklı 46. maddesi: "Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması ve yeni belediye başkanı veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır. Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması şarttır."

KHK ile eklenen hükme rağmen belediye başkanının yerine kayyum atanması, zorlama ve Anayasa'ya aykırılığı ciddi tartışmalı bir konu.

HİBRİT KAYYUMLAR MI GELİYOR

Bu yasal düzenleme, iktidarın elini rahatlatmada yetersiz olsa gerek ki yeni tip bir kayyum önerisinde bulunulmuş. Bu modele siyasi meşruiyet sağlayacak unsur ise çoktan belirlenmiş: Hizmette aksama. Mevcut Belediye Kanunu’nun 57. maddesi aynı konuyu düzenliyor ve “Belediye hizmetlerinin ciddi bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayati derecede olumsuz etkilediğinin İçişleri Bakanlığının talebi üzerine yetkili sulh hukuk hâkimi tarafından belirlenmesi durumunda İçişleri Bakanı, hizmetlerde meydana gelecek aksamanın giderilmesini, hizmetin özelliğine göre makul bir süre vererek belediye başkanından ister.

Aksama giderilemezse, söz konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden ister. Bu durumda vali, aksaklığı öncelikle belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarıyla giderir. Mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarını da kullanabilir. Ortaya çıkacak maliyet vali tarafından İller Bankasına bildirilir ve İller Bankasınca o belediyenin müteakip ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden belediyeye ayrılan paydan valilik emrine gönderilir.

İçişleri Bakanlığının talebi üzerine sulh hukuk hâkimi tarafından alınan karara karşı ilgili belediyece asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir.” diyor. Aynı maddeye 674 sayılı KHK ile yapılan ekleme ise şiddet ve terör olayları durumunda valilik söz konusu hizmeti Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, il özel idaresi veya kamu kurum ve kuruluşları aracılığıyla yapar veya yaptırır. Hatta belediye malına el koyabilir.

İktidarın yaptığı öneride bu süreçlerin hızlanması amaçlanıyor ve bu amacı gerçekleştirmek için ne öneriliyor? Maalesef bu kısım ayrı bir sorun niteliğinde: Hizmette aksama vali tarafından bir komisyon tarafından tespit edilmesi durumunda vali, ilgili belediye veya bağlı idareye makul bir süre vererek hizmet ve yatırımın uygun şekilde gerçekleştirilmesini istiyor, bu süre içerisinde aksamanın giderilmemesi halinde vali; belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarını kullanarak aksaklığı gidermesi veya kamu kurum ve kuruluşlarına, kaymakamlıklara, mahalli idarelere yaptırabilmesi, bunu 4734 sayılı Kamu ihale Kanununun 22'nci maddesine göre yapılması, yapılacak harcama bedelinin vali talebiyle bütçeden aldıkları paylardan ilgili hizmeti yerine getiren kuruma gönderilmesi öneriliyor.

Başka bir ifadeyle hakim kararı kaldırılarak, valinin tamamen kendi takdir hakkıyla belediye başkanlığı fiilen vali ve kuracağı komisyona yaptırılacak.

Sonda söyleyeceğimizi başta belirtelim, bu düzenleme CHP'li belediyeler için. Zaten HDP'li belediyelerde kayyum var. Kayyum atanamayacak belediyelere hibrit kayyum getirilecek. Vali dilediği hizmet için aksama kararı alıp, ihale yapıp hizmeti yerine getirtecek.

ORGANİK BAŞKAN VARKEN HİBRİT KAYYUM

Görüleceği üzere iktidar, "bizce bu hizmet yetersiz" diye keyfi yorumlanabilecek, somut ölçütlere dayanma gereği gerektirmeden işlem yapılabilecek bir düzenlemeye imza atılmasını düşünüyor. Bu konunun sakıncalı birkaç boyutu var:

1. Mevcut tartışmalı kayyum uygulamasına son verilmeden, üzerine Vali ve onun oluşturacağı bir komisyonun vereceği kararla belediyenin ve başkanının yetkilerinin gasp edilmesi, merkezi yönetimin vesayet denetimini, "sopa" niteliğine bürünecektir.

2. Yerel yönetim organları, "mahalli ve müşterek" hizmetleri görmek üzere, seçimle oluşur. Onun alternatifi de aynı nitelikleri taşımalıdır. Oysa getirilen yapı, seçilmişin yerine atanmışın, yerelin yerine merkezin ikamesidir. Böyle bir Demokles'in kılıcı düzenleme varken, ne kadar iyileştirme yaparsanız yapın belediyelerin elleri bağlanacaktır.

3. Bu açıkça yetki gaspıdır. Belediyeye yasayla verilmiş görevlerin, merkezi yönetimin taşradaki en üst temsilcisinin, belediyenin yerine geçerek ve tamamen belediye olanakları ile hizmeti yerine getirmesi, yerel yönetim doktrinine ve Anayasaya açıkça aykırıdır.

4. Getirilen "Hibrit kayyumdur". Valinin, komisyonun olduğu, kayyum ataması yerine iş yaptırma yöntemiyle yetkinin gasp edildiği, fiili bir durumun yaratıldığı hibrit kayyum sistemi, aynı anda KHK ile getirilen kayyumla varlığını koruyacaktır. Vali, belediye binasına gelip, başkanlık koltuğuna oturmasa da uzaktan, online eğitim gibi belediye başkanlığı yapacaktır. Pandemi sürecinden iktidarın öğrendiği umarım bu değildir.

5. Artık genel iktidar ile yerel iktidar birbirinden farklı siyasi partilerin egemenliğinde. Bu aslında demokrasinin cilvesi sayılmalı. Ancak iktidar Millet İttifakı belediyelerine iş yaptırmama üzerine bir strateji izliyor. Getirilmesi önerilen yapı, bu iş yaptırmama sistemini tamamlama amacı taşıyor. Merkezi iktidarın bilerek zayıflattığı bir hizmette istemeden yaşanan bir aksama, Vali başkanlığındaki komisyonca merkezi yönetimin gücüyle giderilebilir ve "Büyükşehir değil, valilik çalışıyor" gibi bir sloganla reklamı çok rahat yapılabilir. İstanbul-Bağcılar, İzmir-Seferihisar, Ankara-Kalecik, Mersin-Bozyazı, Aydın-Nazilli gibi büyükşehir ve ilçe hizmetlerinde ya da il belediyelerinde yaşatılacak aksaklık, özellikle seçim dönemlerinde Vali ve komisyonu tarafından hızla, sihirli değnek değmiş gibi çözülür mü? Burası Türkiye, olmaz diyemeyiz...

Bu konu hukuki, siyasi, idari açılardan daha çok su götürür. Taslak ve öneri aşamaları, aslında yasal düzenlemelerin en önemli aşamalarıdır. Konunun uzmanlarının, farklı siyasi partilerin ve sivil toplumun görüşleri alınarak bir olgunluk sağlanabilir.

Umarız seçilmiş, organik belediye başkanları varken, hibrit kayyumlara başvurulmaz ve bu öneriler taslak aşamasında yok olur...


08.10.2020

https://www.birgun.net/haber/hibrit-kayyumlar-mi-geliyor-318373