Dr. Ali Mert TAŞCIER - Yerel Yönetim Uzmanı
2019 Yerel
Seçimleri öncesi HDP'li belediye başkanlarının neredeyse tamamının,
seçim sonrası ise önemli bir kısmının yerine kayyum atanması, CHP'li
Urla Belediyesi'nde de aynı yönteme başvurulması, son olarak Kars
Belediye Başkanı'nın yerine atanması kayyum tartışmasını hep sıcak
tuttu. Seçilmiş belediye başkanı yerine atanan kaymakam ya da valiler
hem hukuki hem de siyasi tartışmaların odağına yerleşiyor. Pandemi
nedeniyle ertelendiği ve yeni yasama yılında Meclis gündemine gelmesi
beklenen yerel yönetimlere dair teklifin taslak halinde bekletildiği
bilinmekte. Bu taslağın içeriğine dair alınan bilgi ve duyumlara dair
çeşitli yazılar yazılıyor ama henüz net bir resmi açıklama yapılmadı.
Taslağa dair edindiğimiz bilgilerden biri, teklife alınması için yeni
bir tür kayyum önerildiği yönünde. Bu öneri teklifte yer aldığı
takdirde, en tartışmalı maddelerden biri olacağını şimdiden söylemek
olanaklı.
HUKUK NE DİYOR?
Belediye
başkanının görevden alınması konusunda ana hüküm Anayasa'da yer almakta.
1982 Anayasası'nın "Mahalli idareler" başlıklı 127. maddesinin 4.
fıkrası şöyle: "Mahalli idarelerin seçilmiş organlarının, organlık
sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri,
konusundaki denetim yargı yolu ile olur. Ancak, görevleri ile ilgili bir
suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare
organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir
tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir."
Anayasal bu
hüküm 5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 47. maddesinde "Görevden
uzaklaştırma" başlığıyla yer bulmuştur: "Görevleriyle ilgili bir suç
nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye
organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı
tarafından görevden uzaklaştırılabilir."
Özetle bir belediye
başkanı bu sıfatını ancak yargı kararıyla kaybedebilir. Ancak kayyum
atamalarına konu olan düzenleme bu Anayasal hükme (hem de Anayasa ve
yerel yönetim doktrinine aykırılığı ciddi tartışmalı biçimde) değil, 15
Ağustos 2016 tarihinde 674 sayılı KHK ile Belediye Kanunu'nun 45.
maddesine yapılan ek fıkraya dayanmaktadır. "Belediye başkanlığının
boşalması hâlinde yapılacak işlemler" başlıklı mevcut maddeye yapılan
eklemede "Ancak, belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis
üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları
sebebiyle görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu
hizmetinden yasaklanması veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin
sona ermesi hallerinde 46 ncı maddedeki makamlarca belediye başkanı veya
başkan vekili ya da meclis üyesi görevlendirilir. Görevlendirilecek
kişinin seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. Görevden
uzaklaştırılan veya tutuklanan belediye meclisi üyesinin istifa etmesi
halinde de bu fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra gereğince belediye
başkanı veya başkan vekili görevlendirilen belediyelerde bütçe ve
muhasebe iş ve işlemleri valilik onayı ile defterdarlığa veya mal
müdürlüğüne gördürülebilir. Bu belediyelerde belediye meclisi, başkanın
çağrısı olmadıkça toplanamaz. Meclisin, encümenin ve komisyonların görev
ve yetkileri 31 inci maddede belirtilen encümen üyeleri tarafından
yürütülür..."
Bu konuda diğer önemli düzenleme, aynı yasanın
"Belediye başkanı görevlendirilmesi" başlıklı 46. maddesi: "Belediye
başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması ve yeni belediye başkanı
veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya
kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri
Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır.
Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip
olması şarttır."
KHK ile eklenen hükme rağmen belediye başkanının
yerine kayyum atanması, zorlama ve Anayasa'ya aykırılığı ciddi
tartışmalı bir konu.
HİBRİT KAYYUMLAR MI GELİYOR
Bu
yasal düzenleme, iktidarın elini rahatlatmada yetersiz olsa gerek ki
yeni tip bir kayyum önerisinde bulunulmuş. Bu modele siyasi meşruiyet
sağlayacak unsur ise çoktan belirlenmiş: Hizmette aksama. Mevcut
Belediye Kanunu’nun 57. maddesi aynı konuyu düzenliyor ve “Belediye
hizmetlerinin ciddi bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın
sağlık, huzur ve esenliğini hayati derecede olumsuz etkilediğinin
İçişleri Bakanlığının talebi üzerine yetkili sulh hukuk hâkimi
tarafından belirlenmesi durumunda İçişleri Bakanı, hizmetlerde meydana
gelecek aksamanın giderilmesini, hizmetin özelliğine göre makul bir süre
vererek belediye başkanından ister.
Aksama giderilemezse, söz
konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden ister. Bu durumda
vali, aksaklığı öncelikle belediyenin araç, gereç, personel ve diğer
kaynaklarıyla giderir. Mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve
kuruluşlarının imkânlarını da kullanabilir. Ortaya çıkacak maliyet vali
tarafından İller Bankasına bildirilir ve İller Bankasınca o belediyenin
müteakip ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden
belediyeye ayrılan paydan valilik emrine gönderilir.
İçişleri
Bakanlığının talebi üzerine sulh hukuk hâkimi tarafından alınan karara
karşı ilgili belediyece asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir.”
diyor. Aynı maddeye 674 sayılı KHK ile yapılan ekleme ise şiddet ve
terör olayları durumunda valilik söz konusu hizmeti Yatırım İzleme ve
Koordinasyon Başkanlığı, il özel idaresi veya kamu kurum ve kuruluşları
aracılığıyla yapar veya yaptırır. Hatta belediye malına el koyabilir.
İktidarın
yaptığı öneride bu süreçlerin hızlanması amaçlanıyor ve bu amacı
gerçekleştirmek için ne öneriliyor? Maalesef bu kısım ayrı bir sorun
niteliğinde: Hizmette aksama vali tarafından bir komisyon tarafından
tespit edilmesi durumunda vali, ilgili belediye veya bağlı idareye makul
bir süre vererek hizmet ve yatırımın uygun şekilde gerçekleştirilmesini
istiyor, bu süre içerisinde aksamanın giderilmemesi halinde vali;
belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarını kullanarak
aksaklığı gidermesi veya kamu kurum ve kuruluşlarına, kaymakamlıklara,
mahalli idarelere yaptırabilmesi, bunu 4734 sayılı Kamu ihale Kanununun
22'nci maddesine göre yapılması, yapılacak harcama bedelinin vali
talebiyle bütçeden aldıkları paylardan ilgili hizmeti yerine getiren
kuruma gönderilmesi öneriliyor.
Başka bir ifadeyle hakim kararı
kaldırılarak, valinin tamamen kendi takdir hakkıyla belediye başkanlığı
fiilen vali ve kuracağı komisyona yaptırılacak.
Sonda
söyleyeceğimizi başta belirtelim, bu düzenleme CHP'li belediyeler için.
Zaten HDP'li belediyelerde kayyum var. Kayyum atanamayacak belediyelere
hibrit kayyum getirilecek. Vali dilediği hizmet için aksama kararı alıp,
ihale yapıp hizmeti yerine getirtecek.
ORGANİK BAŞKAN VARKEN HİBRİT KAYYUM
Görüleceği
üzere iktidar, "bizce bu hizmet yetersiz" diye keyfi yorumlanabilecek,
somut ölçütlere dayanma gereği gerektirmeden işlem yapılabilecek bir
düzenlemeye imza atılmasını düşünüyor. Bu konunun sakıncalı birkaç
boyutu var:
1. Mevcut tartışmalı kayyum uygulamasına son
verilmeden, üzerine Vali ve onun oluşturacağı bir komisyonun vereceği
kararla belediyenin ve başkanının yetkilerinin gasp edilmesi, merkezi
yönetimin vesayet denetimini, "sopa" niteliğine bürünecektir.
2.
Yerel yönetim organları, "mahalli ve müşterek" hizmetleri görmek üzere,
seçimle oluşur. Onun alternatifi de aynı nitelikleri taşımalıdır. Oysa
getirilen yapı, seçilmişin yerine atanmışın, yerelin yerine merkezin
ikamesidir. Böyle bir Demokles'in kılıcı düzenleme varken, ne kadar
iyileştirme yaparsanız yapın belediyelerin elleri bağlanacaktır.
3.
Bu açıkça yetki gaspıdır. Belediyeye yasayla verilmiş görevlerin,
merkezi yönetimin taşradaki en üst temsilcisinin, belediyenin yerine
geçerek ve tamamen belediye olanakları ile hizmeti yerine getirmesi,
yerel yönetim doktrinine ve Anayasaya açıkça aykırıdır.
4.
Getirilen "Hibrit kayyumdur". Valinin, komisyonun olduğu, kayyum ataması
yerine iş yaptırma yöntemiyle yetkinin gasp edildiği, fiili bir durumun
yaratıldığı hibrit kayyum sistemi, aynı anda KHK ile getirilen kayyumla
varlığını koruyacaktır. Vali, belediye binasına gelip, başkanlık
koltuğuna oturmasa da uzaktan, online eğitim gibi belediye başkanlığı
yapacaktır. Pandemi sürecinden iktidarın öğrendiği umarım bu değildir.
5.
Artık genel iktidar ile yerel iktidar birbirinden farklı siyasi
partilerin egemenliğinde. Bu aslında demokrasinin cilvesi sayılmalı.
Ancak iktidar Millet İttifakı belediyelerine iş yaptırmama üzerine bir
strateji izliyor. Getirilmesi önerilen yapı, bu iş yaptırmama sistemini
tamamlama amacı taşıyor. Merkezi iktidarın bilerek zayıflattığı bir
hizmette istemeden yaşanan bir aksama, Vali başkanlığındaki komisyonca
merkezi yönetimin gücüyle giderilebilir ve "Büyükşehir değil, valilik
çalışıyor" gibi bir sloganla reklamı çok rahat yapılabilir.
İstanbul-Bağcılar, İzmir-Seferihisar, Ankara-Kalecik, Mersin-Bozyazı,
Aydın-Nazilli gibi büyükşehir ve ilçe hizmetlerinde ya da il
belediyelerinde yaşatılacak aksaklık, özellikle seçim dönemlerinde Vali
ve komisyonu tarafından hızla, sihirli değnek değmiş gibi çözülür mü?
Burası Türkiye, olmaz diyemeyiz...
Bu konu hukuki, siyasi, idari açılardan daha çok su götürür. Taslak
ve öneri aşamaları, aslında yasal düzenlemelerin en önemli aşamalarıdır.
Konunun uzmanlarının, farklı siyasi partilerin ve sivil toplumun
görüşleri alınarak bir olgunluk sağlanabilir.
Umarız seçilmiş, organik belediye başkanları varken, hibrit kayyumlara başvurulmaz ve bu öneriler taslak aşamasında yok olur...
08.10.2020
https://www.birgun.net/haber/hibrit-kayyumlar-mi-geliyor-318373