19 Ekim 2020 Pazartesi

TAŞCIER HİBRİT KAYYUMU ANLATTI

 

Yerel yönetim uzmanı Ali Mert Taşcıer, iktidarın yeni bir kayyım yöntemine hazırlandığını söyledi. Taşcıer, iktidarın belediye başkanını koltuğundan kaldırmadan etkisiz hale getirmenin yolunu aradığını ifade etti.

 

Hakkı Hacınebioğlu - Halk TV

Yerel seçimlerden önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kayyım sözlerinin ardından başlayan tartışma, HDP'li belediyelere kayyım atanmasıyla giderek tırmandı. En son geçtiğimiz hafta HDP'li Kars Belediyesi'ne de kayyım atanmasıyla birlikte, HDP'nin elinde küçük belde ve ilçeler dışında belediye kalmadı. Kayyım uygulamaları sadece HDP'li belediyelerle sınırlı kalmadı. Kayyım, CHP'li  belediyeye de atandı. Yerel yönetim uzmanı Dr. Ali Mert Taşcıer'in hibrit kayyım iddiası ise yeni bir tartışma yarattı. Taşçıer'e göre, yasa tasarısı muhalefetin elindeki belediyelerin yetkileri kısıtlanacak. 

 

Yerel yönetim uzmanı Dr. Ali Mert Taşcıer, iktidarın muhalefetteki belediyelere yönelik yeni tasarısını Halk TV'ye anlattı.

Belediye Kanunu'nda hali hazırda "hizmette aksama" maddesinin bulunduğunu belirten Taşcıer, bunun ancak yargı kararıyla verilebildiğini söyledi.

Taşcıer, iktidarın henüz meclise sunmadığı yeni tasarısının kapsamını şöyle anlattı:

"AKP'li vekillerin bir tasarı hazırlığında olduklarını öğrendim. Hizmette Aksama başlığında bir değişiklik düşünüyorlar. Bu değişikliğe göre vali kuracağı bir komisyon eliyle hizmette aksama tespit ettirebilecek. Bu aksama için vali belediyenin imkanlarını kullanarak, ya da başka bir kuruma kullandırarak bu aksamayı giderebiliyor. Faturayı da belediyeye gönderiyor."

İBB'nin Kanal İstanbul tavrı hibrit kayyım gerekçesi olabilir mi?

Bu uygulamanın olası işleyişi ile ilgili örnekler veren Taşcıer,"Şöyle özetleyelim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kanal İstanbul'un paydaşlarından bir tanesi. İBB, çeşitli nedenlerle bu masadan kalktı varsayalım. Vali bunu hizmette aksama olarak tespit ettirebilir. Bir örnek daha verelim, Bağcılar'da İBB'nin bir yol yapımı var farz edelim. Valilik burada bir hizmette aksama kararı aldırdı komisyondan. Bu yolun yapımını Bağcılar Belediyesi'ne yaptırıp faturayı İBB'ye gönderebilir." diye konuştu.

"Hedef CHP'li belediyeler"

HDP'li belediyeler için zaten kayyım uygulamasının olduğunu hatırlatan Taşcıer, "HDP'li belediyeler zaten kayyımda. O halde bu kim için düşünülüyor? CHP'li belediyeler için düşünülüyor. Yani iktidar kayyım atamaya bahane bulamadığı zaman, belediye başkanını koltuğundan kaldırmadan etkisiz hale getirmeye çalışıyor." ifadelerinde bulundu.

Bir hedef de rant mı?

Hibrit kayyımların açacağı ihalelerin de denetlenemeyeceğini belirten Taşcıer, "Vali belli büyüklükteki hizmetler için ihaleye çıkmak zorunda kalacak. Nasıl kontrol edecek belediye o ihaleyi? Belediyeler birçok açıdan denetleniyor. Hele muhalefet belediyeleri daha sıkı denetleniyor. Bu ihaleleri kim denetleyecek? O ihaleleri 5 müteahhidin almayacağını bilebilir miyiz? Bunun belediyeye mali zararları da çok olacak." dedi.

 

09.10.2020

https://halktv.com.tr/tascier-iktidarin-hibrit-kayyum-tasarisini-anlatti-hedef-chpli-belediyeler-436442h 

 

BELEDİYELERE DOĞALGAZ FATURASI

  


İktidarın belediyelere yönelik düzenlemeleri farklı teklifler içerisinde parça parça gelmeye devam ediyor. Ancak torba teklifler içerisindeki bu düzenlemeler, içeriğinin yanında mevzuatta büyük karışıklığa neden olmakta...

İktidarın belediyelere yönelik düzenlemeleri farklı teklifler içerisinde parça parça gelmeye devam ediyor. Ancak torba teklifler içerisindeki bu düzenlemeler, içeriğinin yanında mevzuatta büyük karışıklığa neden olmakta.

5 Ekim 2020 tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunulan Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7. maddesi, 4646 Sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu'nun 4. maddesinde değişikliğe giderek belediyelere doğal gaz şebeke döşeme maliyetlerini yükleyecek düzenleme öngörmektedir.

Maddede, imarsız bölgelere doğal gaz şebekesi döşenmesi ve buralardaki yapı kayıt belgesine sahip olan binalara doğal gaz bağlanması düzenlenmektedir.

Bilindiği gibi İmar Kanununun Geçici 16. maddesinde yapı kayıt belgesi bulunan  yapılara geçici doğal gaz bağlanması söz konusu. Böyle bir düzenleme olmasına rağmen doğal gaz piyasasında geçici abonelik diye bir düzenleme yoktur. Madde gerekçesinde de bu durum ifade edilmiştir: 3194 sayılı İmar Kanununun geçici 16 ncı maddesinde; 'Yapı Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir. Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğal gaz bağlanabilir.' hükmü yer almaktadır. Doğal gaz piyasası mevzuatında ve kurgusunda geçici abonelik şeklinde bir kavram bulunmadığından ve belirtilen Kanun maddesine dayanılarak çıkarılan Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslarda bu konularda düzenlemelere yer verilmediğinden, doğal gazpiyasasında bu hükmün uygulanmasında problemler yaşanmaktadır."

Bir bina yapı kayıt belgesine sahip olsa da bulunduğu sokak ve/veya caddeye doğal gaz şebekesi döşenmemiş olabilir. Yine bu bölgeler imar planlamasında düzenlenmediği için görünmeyebilir. Bu bölgelerde yurttaşlar ciddi mağduriyet yaşamakta, uygulamada geçici doğal gaz tanımlaması olmadığı için kurumlar arası çatışmaya neden olabilmektedir. Teklifle bunun önüne geçilmek istenmekte. Belediye meclisi kararıyla bahsedilen yerlerde maliyeti belediyece karşılanarak doğal gaz şebekesi döşenmesi olanaklı hale getirilmektedir. Bu anlamda bir maliyet kalemi belediyenin sırtına yüklenmek isteniyor.

BELEDİYELERİN SIRTINA EK MALİYETLER YÜKLEMEKTEDİR

Aynı düzenleme, doğal gaz şebekesine ek yapılacak döşeme maliyetlerini belediyelerin üstlenmesinin önünü açmakta. Doğal gaz dağıtım şirketlerinin dağıtım bölgelerine ilave edilecek yeni genişleme bölgelerinde yerleşim yerinin bağlı bulunduğu belediyece doğal gaz dağıtım şirketine yatırım yapılması talebinde bulunulması halinde; ilgili dağıtım şirketinden teminat, kontrollük hizmet bedeli, kaplama bedeli, zemin/alan tahrip bedeli, hafriyat döküm bedeli ve benzeri adlarla herhangi bir bedel alınmaması ve altyapı kazı alanının üst kaplamaları ilgili belediye tarafından bedelsiz olarak yapılması amaçlanmaktadır.

Şirketler, özellikle kârlarından büyük kayıplar yaşadıkları ek taleplerde doğal gaz şebekesi döşeme işi konusunda sorunlar yaşadığını sıklıkla belirtmekte. Ancak bu düzenleme gelir/harcama dengesi konusunda kronik sorunu olan belediyelerin sırtına ek maliyetler yüklemektedir. Yani şirketin kârdan yapacağı zarar belediyeye, dolayısıyla yurttaşlara yüklenmektedir.

Düzenleme gerçekleşirse şirket zararının kamuya tazmini söz konusu olacak. Düzenleme belediyelere ek mali yük getirmekle birlikte, yerel yönetim mevzuatına da ek bir karışıklık getirecektir. Bölgedeki ihtiyaca ve ek olarak yapılan talebin büyüklüğüne göre belediyenin kazı,kaplama gibi işlere katkı sunması ve/veya merkezi idarenin bu konuda katkısının sağlanması kısmen anlaşılabilir olabilecekken, yaptığı işten kâr eden firmanın açılan talebin tamamını belediyeye ödetmesi hukuken de yerel yönetim doktrini açısından da sorunludur.

18.10.2020


https://odatv4.com/belediyelere-dogalgaz-faturasi-18102007.html

BELEDİYELER ARASI OTOPARK SAVAŞLARI MI BAŞLATILIYOR?

   


“Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” AKP'li milletvekillerinin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Teklifin görüşmelerine Meclis Çevre Komisyonu'nda başlandı.

Her ne kadar çevre konusunda olsa da teklif büyükşehir ve ilçe belediyelerini doğrudan ilgilendiren hükümlere de sahip. 31 Mart seçimleri sonrası yerel iktidarın CHP/Millet İttifakı lehine el değiştirmesiyle birlikte, iktidar temsilcileri gerek sözleri gerek eylem ve yasal düzenlemeleriyle bu belediyelerin çalışmasına engel olacak çok sayıda girişimde bulundular. "Mali açıdan, görev ve yetki bakımından zor duruma düşen, hizmet götürmeyen" belediye görüntüsü yaratılmak istenmesine rağmen, özellikle pandemi sürecinde, belediyeler bu duruma takılmadan hizmet üretmeye devam ettiler.

Komisyon görüşmeleri devam eden teklif doğrudan belediyeleri ilgilendiren ve yine akla "31 Mart seçim sonuçlarına göre yapıldığı" izlenimi veren hükümlere sahip. Teklifin 31. maddesi büyükşehir belediyelerinin yetkisinde olan ve bu belediyelerin meclis kararıyla ilçe belediyesine devredebileceği otopark işletmek, işlettirmek ve ruhsatlandırmak yetkisini ilçe belediyeleriyle paylaşacak bir düzenlemeyi öngörüyor. Başka bir ifadeyle ilçe belediyeleri artık kendisi karar vererek otopark gelirine sahip olabilecek. Kamuoyunda "büyükşehir belediyeleri otopark gelirlerini kaybediyor" izlenimi doğsa da konu daha karmaşık ve tek başına gelir ile açıklanamayacak boyutta.

BÖLGE OTOPARKI ÜZERİNDEN YERELDE KAOS

Teklifte geçen "bölge otoparkı" konunun ilk açıklanması gereken kavramı. "Bölge otoparkı", Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayımlanan Otopark Yönetmeliğine göre "Bir şehir veya bölgenin mevcut ve gelecekteki şartları ile ihtiyaçları göz önünde bulundurularak imar planları ile düzenlenen ihtiyaca göre açık, kapalı ya da katlı olarak belediyeler veya diğer kamu kuruluşları ve özel kişiler tarafından yapılan ve işletilen otoparkları"dır. Burada önemli bir diğer kavram, konunun imar planlarıyla ilgili olması. Şimdi diğer yasal düzenlemeler ne diyor, onlara bakmak lazım.

5216 Sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasının l bendi büyükşehir belediyelerine "Yolcu ve yük terminalleri, kapalı ve açık otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek veya ruhsat verme" yetkisini vermiş. Üstelik yeni gelen teklifte, bu maddede herhangi bir değişiklik öngörülmüyor. Yani büyükşehir belediyesi aynı yetkisini kullanmaya devam edecek. Bu durumda, ilçe belediyelerine aynı yetkiyi vermek, büyük bir kargaşaya neden olacak. Büyükşehir belediye başkanlığının ilçe belediyeleriyle arasında sağlamakla yükümlü olduğu eşgüdüm ise doğrudan bozulacaktır. Bu konudaki planlama, UKOME ile trafiğe dair düzenleme ve diğer ulaşımla ilgili yetkiler hâlâ büyükşehir belediyesindeyken, ilçe belediyesi hangi ölçütlere dayanarak otopark yapacaktır? Yerel yönetim birimleri arasında doğacak kaos "mahalli ve müşterek" hizmetlerin aksaması anlamına gelecektir.

Belediyelerde kaos, yönetsel ve hizmete ulaşım açıdan çok riskli durumlardır. Yapılan düzenlemede ilçe belediyesine otopark yapma yetkisi verilmesi sorunludur. Eğer bu yetki devredilecekse de yöntemi bu değildir. Böyle bir düzenleme için kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Örneğin, otopark yerlerinin 3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 37. maddesine göre imar planlarında tespit edilmesi şarttır. Büyükşehir belediyesi yetkisindeki imar planında ilçe belediyesi nasıl bir düzenleme yapılabilecektir? İlçe sınırlarında otopark olarak imar planında ayrılan yerde otopark yapma yetkisi kullanılabilir mi o da ayrı bir tartışma. Zira zaten büyükşehir belediyesi imar planında ayrılmış alana kendisi otopark yapma yetkisine sahip. Belediyeler arasında yetki ve görev karmaşası yaşanması neden isteniyor, ayrı bir değerlendirmenin konusu.

BELEDİYELER GELİR KAYBEDECEK Mİ

Büyükşehir belediyeleri, otopark gelirlerine, "o geliri kazandığı ilçede, yine inşaat, arsa alımı gibi otopark hizmetleri için harcamak koşuluyla" sahiptir. Harcama yeri ve türü koşula bağlanmış bu gelir, artık doğrudan ilçe belediyesinin kasasına girebilecektir. Gelirde bir kayıp olacağı kesin ama zaten bu gelirin harcanması koşulları bellidir. Özetle büyükşehir belediyelerinin hesabına, ilgili ilçede yine otopark hizmetleri için harcamak zorunda olduğu gelir, doğrudan ilçe belediyesinin hesabına yatacak.

Bir büyükşehir belediyesi meclis kararıyla otopark yapma, işletme yetkilerini ilçe belediyesine devretmişse, ki bazı büyükşehir belediyelerinde bu yapılmıştır, büyük bir mali kayıp da yaşamayacaktır. Ama ilçelere bölünmüş otopark gelirleri mali kontrolü, bu paranın eşgüdümle ortak hizmet için harcanmasını, büyük otopark yapımlarını engelleyecektir. Otopark Yönetmeliğine (12. madde) göre de büyükşehir belediyeleri, o ilçe belediyesinde harcamak üzere kamu bankasında açacağı bir hesapta otopark gelirlerini toplayacaktır. Bu durumda doğrudan bu para yine aynı hizmet kapsamında harcanmak üzere, ilçe belediyesinde kalacaktır. Böylelikle mali açıdan ve karar alma mekanizması yönünden ilçe belediyesi büyükşehir karşısında "hiyerarşik" izlenimi veren bir işlemden kurtulacaktır.

Altyapısı yapılmadan, mevcut düzenlemelerin uygulanmasına dair durum tespiti ve araştırmada bulunulmadan, uygulayıcıların görüşlerine başvurulmadan yapılan özellikle yerel yönetimlere dair düzenlemeler uygulamada kaos anlamına gelmektedir. Zaten daha önce AKP iktidarlarında yapılan düzenlemeler, aynı mantıkla hazırlandığı için bugünkü sorunları yaşıyoruz. (Örneğin büyükşehir belediyelerindeki köylerin hepsi tüm itiraz ve uyarılara rağmen mahalleye dönüştürülmüş, orada yaşayan yurttaşlar, ona göre su parası, atık vergisi, emlak vergisi gibi düzenlemelerle karşı karşıya kalmıştır. Doğacak tepki ve seçimde aleyhte olacak bu ödemelerin uygulaması sürekli ertelenmiştir. Meclis’e yeni sevk edilen bir yasa teklifinde ismine köy denmese de kırsal mahalleler kurulmaktadır. Konunun uzmanlarının, muhalefetin, sivil toplumun, uygulayıcıların görüşlerine kulak tıkamanın ne demek olduğunun en net örneklerinden biridir.)

Unutulmasın ki kaostan en çok yurttaşlar zarar görür.

16.10.2020

 

https://odatv4.com/belediyeler-arasi-otopark-savaslari-mi-baslatiliyor-16102008.html


HİBRİT KAYYUMLAR MI GELİYOR?

 Hibrit kayyumlar mı geliyor?   

Dr. Ali Mert TAŞCIER - Yerel Yönetim Uzmanı

2019 Yerel Seçimleri öncesi HDP'li belediye başkanlarının neredeyse tamamının, seçim sonrası ise önemli bir kısmının yerine kayyum atanması, CHP'li Urla Belediyesi'nde de aynı yönteme başvurulması, son olarak Kars Belediye Başkanı'nın yerine atanması kayyum tartışmasını hep sıcak tuttu. Seçilmiş belediye başkanı yerine atanan kaymakam ya da valiler hem hukuki hem de siyasi tartışmaların odağına yerleşiyor. Pandemi nedeniyle ertelendiği ve yeni yasama yılında Meclis gündemine gelmesi beklenen yerel yönetimlere dair teklifin taslak halinde bekletildiği bilinmekte. Bu taslağın içeriğine dair alınan bilgi ve duyumlara dair çeşitli yazılar yazılıyor ama henüz net bir resmi açıklama yapılmadı. Taslağa dair edindiğimiz bilgilerden biri, teklife alınması için yeni bir tür kayyum önerildiği yönünde. Bu öneri teklifte yer aldığı takdirde, en tartışmalı maddelerden biri olacağını şimdiden söylemek olanaklı.

HUKUK NE DİYOR?

Belediye başkanının görevden alınması konusunda ana hüküm Anayasa'da yer almakta. 1982 Anayasası'nın "Mahalli idareler" başlıklı 127. maddesinin 4. fıkrası şöyle: "Mahalli idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri, konusundaki denetim yargı yolu ile olur. Ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir."

Anayasal bu hüküm 5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 47. maddesinde "Görevden uzaklaştırma" başlığıyla yer bulmuştur: "Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir."

Özetle bir belediye başkanı bu sıfatını ancak yargı kararıyla kaybedebilir. Ancak kayyum atamalarına konu olan düzenleme bu Anayasal hükme (hem de Anayasa ve yerel yönetim doktrinine aykırılığı ciddi tartışmalı biçimde) değil, 15 Ağustos 2016 tarihinde 674 sayılı KHK ile Belediye Kanunu'nun 45. maddesine yapılan ek fıkraya dayanmaktadır. "Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacak işlemler" başlıklı mevcut maddeye yapılan eklemede "Ancak, belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu hizmetinden yasaklanması veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde 46 ncı maddedeki makamlarca belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesi görevlendirilir. Görevlendirilecek kişinin seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. Görevden uzaklaştırılan veya tutuklanan belediye meclisi üyesinin istifa etmesi halinde de bu fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra gereğince belediye başkanı veya başkan vekili görevlendirilen belediyelerde bütçe ve muhasebe iş ve işlemleri valilik onayı ile defterdarlığa veya mal müdürlüğüne gördürülebilir. Bu belediyelerde belediye meclisi, başkanın çağrısı olmadıkça toplanamaz. Meclisin, encümenin ve komisyonların görev ve yetkileri 31 inci maddede belirtilen encümen üyeleri tarafından yürütülür..."

Bu konuda diğer önemli düzenleme, aynı yasanın "Belediye başkanı görevlendirilmesi" başlıklı 46. maddesi: "Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması ve yeni belediye başkanı veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır. Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması şarttır."

KHK ile eklenen hükme rağmen belediye başkanının yerine kayyum atanması, zorlama ve Anayasa'ya aykırılığı ciddi tartışmalı bir konu.

HİBRİT KAYYUMLAR MI GELİYOR

Bu yasal düzenleme, iktidarın elini rahatlatmada yetersiz olsa gerek ki yeni tip bir kayyum önerisinde bulunulmuş. Bu modele siyasi meşruiyet sağlayacak unsur ise çoktan belirlenmiş: Hizmette aksama. Mevcut Belediye Kanunu’nun 57. maddesi aynı konuyu düzenliyor ve “Belediye hizmetlerinin ciddi bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayati derecede olumsuz etkilediğinin İçişleri Bakanlığının talebi üzerine yetkili sulh hukuk hâkimi tarafından belirlenmesi durumunda İçişleri Bakanı, hizmetlerde meydana gelecek aksamanın giderilmesini, hizmetin özelliğine göre makul bir süre vererek belediye başkanından ister.

Aksama giderilemezse, söz konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden ister. Bu durumda vali, aksaklığı öncelikle belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarıyla giderir. Mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarını da kullanabilir. Ortaya çıkacak maliyet vali tarafından İller Bankasına bildirilir ve İller Bankasınca o belediyenin müteakip ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden belediyeye ayrılan paydan valilik emrine gönderilir.

İçişleri Bakanlığının talebi üzerine sulh hukuk hâkimi tarafından alınan karara karşı ilgili belediyece asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir.” diyor. Aynı maddeye 674 sayılı KHK ile yapılan ekleme ise şiddet ve terör olayları durumunda valilik söz konusu hizmeti Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, il özel idaresi veya kamu kurum ve kuruluşları aracılığıyla yapar veya yaptırır. Hatta belediye malına el koyabilir.

İktidarın yaptığı öneride bu süreçlerin hızlanması amaçlanıyor ve bu amacı gerçekleştirmek için ne öneriliyor? Maalesef bu kısım ayrı bir sorun niteliğinde: Hizmette aksama vali tarafından bir komisyon tarafından tespit edilmesi durumunda vali, ilgili belediye veya bağlı idareye makul bir süre vererek hizmet ve yatırımın uygun şekilde gerçekleştirilmesini istiyor, bu süre içerisinde aksamanın giderilmemesi halinde vali; belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarını kullanarak aksaklığı gidermesi veya kamu kurum ve kuruluşlarına, kaymakamlıklara, mahalli idarelere yaptırabilmesi, bunu 4734 sayılı Kamu ihale Kanununun 22'nci maddesine göre yapılması, yapılacak harcama bedelinin vali talebiyle bütçeden aldıkları paylardan ilgili hizmeti yerine getiren kuruma gönderilmesi öneriliyor.

Başka bir ifadeyle hakim kararı kaldırılarak, valinin tamamen kendi takdir hakkıyla belediye başkanlığı fiilen vali ve kuracağı komisyona yaptırılacak.

Sonda söyleyeceğimizi başta belirtelim, bu düzenleme CHP'li belediyeler için. Zaten HDP'li belediyelerde kayyum var. Kayyum atanamayacak belediyelere hibrit kayyum getirilecek. Vali dilediği hizmet için aksama kararı alıp, ihale yapıp hizmeti yerine getirtecek.

ORGANİK BAŞKAN VARKEN HİBRİT KAYYUM

Görüleceği üzere iktidar, "bizce bu hizmet yetersiz" diye keyfi yorumlanabilecek, somut ölçütlere dayanma gereği gerektirmeden işlem yapılabilecek bir düzenlemeye imza atılmasını düşünüyor. Bu konunun sakıncalı birkaç boyutu var:

1. Mevcut tartışmalı kayyum uygulamasına son verilmeden, üzerine Vali ve onun oluşturacağı bir komisyonun vereceği kararla belediyenin ve başkanının yetkilerinin gasp edilmesi, merkezi yönetimin vesayet denetimini, "sopa" niteliğine bürünecektir.

2. Yerel yönetim organları, "mahalli ve müşterek" hizmetleri görmek üzere, seçimle oluşur. Onun alternatifi de aynı nitelikleri taşımalıdır. Oysa getirilen yapı, seçilmişin yerine atanmışın, yerelin yerine merkezin ikamesidir. Böyle bir Demokles'in kılıcı düzenleme varken, ne kadar iyileştirme yaparsanız yapın belediyelerin elleri bağlanacaktır.

3. Bu açıkça yetki gaspıdır. Belediyeye yasayla verilmiş görevlerin, merkezi yönetimin taşradaki en üst temsilcisinin, belediyenin yerine geçerek ve tamamen belediye olanakları ile hizmeti yerine getirmesi, yerel yönetim doktrinine ve Anayasaya açıkça aykırıdır.

4. Getirilen "Hibrit kayyumdur". Valinin, komisyonun olduğu, kayyum ataması yerine iş yaptırma yöntemiyle yetkinin gasp edildiği, fiili bir durumun yaratıldığı hibrit kayyum sistemi, aynı anda KHK ile getirilen kayyumla varlığını koruyacaktır. Vali, belediye binasına gelip, başkanlık koltuğuna oturmasa da uzaktan, online eğitim gibi belediye başkanlığı yapacaktır. Pandemi sürecinden iktidarın öğrendiği umarım bu değildir.

5. Artık genel iktidar ile yerel iktidar birbirinden farklı siyasi partilerin egemenliğinde. Bu aslında demokrasinin cilvesi sayılmalı. Ancak iktidar Millet İttifakı belediyelerine iş yaptırmama üzerine bir strateji izliyor. Getirilmesi önerilen yapı, bu iş yaptırmama sistemini tamamlama amacı taşıyor. Merkezi iktidarın bilerek zayıflattığı bir hizmette istemeden yaşanan bir aksama, Vali başkanlığındaki komisyonca merkezi yönetimin gücüyle giderilebilir ve "Büyükşehir değil, valilik çalışıyor" gibi bir sloganla reklamı çok rahat yapılabilir. İstanbul-Bağcılar, İzmir-Seferihisar, Ankara-Kalecik, Mersin-Bozyazı, Aydın-Nazilli gibi büyükşehir ve ilçe hizmetlerinde ya da il belediyelerinde yaşatılacak aksaklık, özellikle seçim dönemlerinde Vali ve komisyonu tarafından hızla, sihirli değnek değmiş gibi çözülür mü? Burası Türkiye, olmaz diyemeyiz...

Bu konu hukuki, siyasi, idari açılardan daha çok su götürür. Taslak ve öneri aşamaları, aslında yasal düzenlemelerin en önemli aşamalarıdır. Konunun uzmanlarının, farklı siyasi partilerin ve sivil toplumun görüşleri alınarak bir olgunluk sağlanabilir.

Umarız seçilmiş, organik belediye başkanları varken, hibrit kayyumlara başvurulmaz ve bu öneriler taslak aşamasında yok olur...


08.10.2020

https://www.birgun.net/haber/hibrit-kayyumlar-mi-geliyor-318373 

 

21 Eylül 2020 Pazartesi

PROKRUSTES'İN YATAĞI, YEREL YÖNETİMLER VE CHP'Lİ BELEDİYELER

 


Konuk Yazar: Yerel Yönetim Uzmanı Dr. Ali Mert TAŞCIER

Prokrustes. Hakkındaki söylencelerde farklılıklar olsa da Yunan mitolojisine göre Attica’da yaşar. Evinde ağırladığı misafirlerini yatırdığı yatak ve o yatakta yaptığı işkencelerle anılır. Örneğin kurban yatağa sığmayacak kadar uzun ve elleri ayakları yataktan taşmışsa Prokrustes o kişinin uzuvlarını kesermiş. Eğer o kişinin boyu kısa gelirse bu sefer de yatağa bağladığı misafiri mengene ile gererek uzatırmış. Anlaşılan o ki Prokrustes’in kafasında ideal bir uzunluk ölçüsü var. Bunun doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılmadan kafasına göre belirlediği ölçüye insanları getirmek için işkence yapmayı kendisine görev edinmiş. Kimi söylenceler ise hancı olan Prokrustes kendisinden uzun kişileri uzuvlarını keser, kısa olanların ise istediği uzunluğa gelmeleri için kemiklerini kırarmış. Her koşulda keyfi bir tutumu baskıyla dayattığı, kendinden iyi olanı kendinden daha kötü boyutlara işkenceyle getirmek istediği bir yataktan bahsediyoruz. Türkiye’deki yerel yönetimlerin Prokrustes ile ne ilgisi mi var?

Yakın zamanda konuşulan bir düzenleme vardı, yerel yönetimlere dair. “Hazırlandı, Cumhurbaşkanına sunulacak” telaşı sürerken pandemi nedeniyle rafa kaldırıldı. Aslında rafa kaldırılması belediyeler açısından bir anlamda iyi oldu. Mevcut sistemi ve işleyişini belediyeler açısından sınayacak ilginç bir pandemi sürecinden geçtik/geçiyoruz. Eğer taslak gerçekten pandemi sürecinden önce bitseydi, CHP’li belediyelerin gösterdiği performans nedeniyle yeniden elden geçebilirdi. Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Tunç Soyer ve diğer çok sayıda belediye başkanı sürecin yıldızları haline geldiler. Başka bir ifadeyle Prokrustes’in yatağına uzun boylu olarak uzandılar.

Taslağa dair aldığımız bilgiler ışığında şunlar söylenebilir:

1. Tipik bir AKP gerekçesi olacak: Reform. Evet, yine bir reform ile karşı karşıyayız ve bu bahaneyle görev ve yetkilerde ciddi değişiklik olacağa benziyor. Reform TDK sözlüğüne göre “düzeltme” demek. Peki, düzeltilecek olan ne? Yerel yönetim sistemi. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun tarihi 2005, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu 2004, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu ise 2005 tarihli. Yani AKP iktidarında hazırlanmış ve o zaman da reform diye sunulmuşlardı. Daha sonra 2012 yılında 6360 sayılı ve reform diye sunulan kanunla yerel yönetim sistemi köklü biçimde değişti. Devlet yönetimindeki kendi getirdiğiniz sistemi bu kadar çok “düzeltme” ihtiyacı duyuyorsanız, bir aksilik var ve kötü yönetiyorsunuz demektir. Hemen akla şu sorular gelir: Deneme yanılma yoluyla mı devleti yönetiyorsunuz? Yerel yönetimlerin yetki ve görevlerini değiştirmek ve işleyişteki aksaklıkları görmek için yerel iktidarın ellerinden gitmesi mi aydınlattı iktidarı?


2. Yerel seçimleri kaybeden iktidar neden reform ihtiyacı duydu? Herhangi bir akademik arama motoruna 6360 yazdığınızda bile binlerce çalışma çıkıyor. Hem uygulamaya dönük bilgilerden hem saha araştırmalarından hem de dünya örnekleriyle karşılaştırma yapan akademik çalışmalardan yerel yönetimlerin mevcut sorunları ve çözüm önerilerini görmek olanaklı. Yasa görüşmeleri sürerken tüm uyarılara kulak tıkandıysa ve iktidar elden gidince akla “reform” geldiyse siyaseten iş sıkıntıya girmiş demektir. Örneğin, edindiğimiz bilgiler, büyükşehir belediyeleriyle ilçe belediyeleri arasındaki görev ve yetki paylaşımı ile bu oranda gelir paylaşımının ilçe belediyeleri lehine düzenleneceği. Bir de düzenlemenin zamanlaması manidar. 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri sonrası iktidarın kaybettiği büyükşehir belediyelerinin olduğu illerin çoğunda ilçe belediyeleri kendilerine mensup. Doğal olarak akıllarda deli sorular.

3. Edindiğimiz bir diğer bilgi, belediye meclislerinin yetkilerinin, belediye başkanı aleyhinde artırılmasının planlandığı yönünde. Hatta belediye meclisine belediye başkanının değil, meclis içinden seçilecek birinin başkan yapılmasının tartışıldığı. Yine son yerel seçimlerde CHP’nin kazandığı büyükşehir belediyelerinin meclislerinin önemli bir kısmında, AKP’nin çoğunlukta olduğu görülmekte. İki yıl önce de aynı durum söz konusuydu. Henüz yerel seçimlerin yaşanmadığı bir süreçte iktidar, şu an gördüğü sorunları neden ve nasıl görmüyordu?

4. Yine taslağa dair aldığımız bilgilerde, imara ve planlamaya dair önemli bazı yetkilerin ya merkezi yönetime ya da büyükşehirlerdeki ilçe belediyelerine devredileceği yönünde. Eğer gerçekleşirse ilginç bir düzenleme olacaktır. Çünkü bir kentte rant olmaması mümkün değil. Burada baz alınacak durum, rantın kim lehine harcanacağı. Halka dönük bir harcama mı yoksa üç beş yandaşa mı? Zaten herhangi bir değişiklik yapmasanız da rantın paylaşımı, siyasette tercihinizi belli eder.

Yerel yönetimlerin özgelirleri artırılmadan, özerkliği güçlendirilmeden, üzerindeki merkezi yönetimin vesayet denetiminin kayyum gibi sopa haline dönüştürülmesi engellenmeden yapılacak düzenlemeye reform mu denir? Yoksa, Prokrustes’in el ayak kesmesi örneğinde olduğu gibi iktidarın çoğunu kaybettiği büyükşehir belediyelerinin görev ve yetkilerini budaması mı denir? “Boyu benden uzun” ya da keyfine göre bir uzunluğa getirme gerekçesiyle kol bacak kesen Prokrustes gibi, “benden daha iyi hizmet yerine getirdi” ya da “yerel iktidarı kaybettim, geri almak için başarısız büyükşehir belediyeleri görüntüsü yaratma” bahanesi ve tamamen siyasi bir bakış açısıyla yetki ve görev kırpması yöntemine mi gidilecek göreceğiz.

Bu arada sonuçta Prokrustes’in sonsuz olmadığını, Theseus tarafından yenilgiye uğratıldığını da not olarak düşelim.

 

18.09.2020

https://www.birgun.net/haber/prokrustes-in-yatagi-yerel-yonetimler-ve-chp-li-belediyeler-315988


MACELLAN

Ali Mert TAŞCIER

"Ya #Macellan ne yapmıştı" diye düşünülerek, lüks ve rahat içinde bir gemi yolculuğunun verdiği sıkkınlık ve utanç nedeniyle yazılan kitap. #Zweig kitaplarının ortalamasına göre daha uzunca eser, yine tarih yolculuğu ve yine sonuçta kaybeden bir kişinin biyografisi. Vatandaşı olduğu #Portekiz Kralı'ndan istediğini bulamayan, ama #İspanya Kralı hamiliğinde dünyanın çevresini Batı'ya doğru giderek ilk kez dolaşan, cesur, stratejik zekası üst seviyede, aşırı disiplinli, keşfettikleri yerlilere zulmü reva görmeyen Macellan'ın bu yolculuğunu okutan değil, yaşatan enfes satırlar ayrıca, baharatın, ticaretinin ve yolunun önemini (Haçlı Seferleri, Coğrafi Keşifler vb.) tarihsel perspektiften sunuyor. Kendi kişisel özelliklerini ilk kez kenara bıraktığı için henüz yolculuk tamamlanmadan öldürülen ve sonrasında ismini tarihe vakanüvisi aracılığıyla yazdırsa da keşfinin "kaymağını" başkaları yiyen bu denizci, aslında hatalı olan ve bunun Güney Amerika'dayken anlaşıldığı haritayla ve ilginç hikayeyle yola çıkar. Ondan dolayı #StefanZweig, "Fakat kimse hataları küçük görmesin sakın! Eğer bir dehayla temas ettiyse, eğer tesadüflerle bir araya gelmişse, en budalaca hatalardan bile yüce bir gerçeklik doğabilir" demiştir. 265 kişi ve 5 gemiyle başlayan, 18 kişi ve 1 gemiyle biten, 3 yıl süren yolculuğun tarihe nasıl damga vurduğu ve yüzlerce yıllık gelenekleri ve doğruları nasıl bitirdiği ancak bu denli öykü diliyle anlatılabilir. Bu arada işin inanılmaz zorluğu okununca aklıma gelen şu oldu: "Nuh Peygamber, gemisini yüzdürmesi için Tanrı'dan yardım almakla ne kadar doğru yapmış."

Son söz Zweig'den: "Bir insanın dehası, aynı zamanda da onun can alıcı düşmanıdır."

 

https://www.instagram.com/p/CFWs6AYjQqr/ 



#Kitap #KitapTavsiyesi #KitapÖnerisi #KitapTanıtımı #KitapKurdu #Roman #Hikaye #Öykü #Şiir #Sanat #Siyaset #Tarih #Ekonomi #Sosyoloji #Psikoloji #Felsefe #Edebiyat #Kültür #Biyografi #Otobiyografi #Makale #Deniz #Denizcilik #Seyahat #CanYayınları

 


 

ROTTERDAMLI ERASMUS

 Ali Mert TAŞCIER

Biyografi yazarken kendi kişiliğinize uyup uymamasına ya da sevdiğiniz özellikleri olup olmamasına göre objektif davranamamak bazen anormal gelmez bana. Bu eserinde #Zweig gerçekten objektifliğin sınırını zorlamış diyebilirim. Her ne kadar ara sıra yazdığı cümlelerden iğneleyici izlenimi alsam da. Birleşik Avrupa mimarı, diplomasi, arabuluculuk ve dilin kullanımında usta, Latince'nin üstatlarından, bağnazlığın tek karşıtlığı olduğu, Hümanizm denilince akla gelen ilk isim, sohbet, mektuplaşabilmek için kralların, prenslerin, Papaların seferber olduğu; savaşmaktan korkan, hassas ve türlü hastalıklar atlatmış zayıf vücudu çok sayıda resmedilmiş, kaçmayı yeğleyen, taraf ve devrimci olmayan, reformun yolunu açan, fazla ılımlı olup kimseye yaranamayan, yüreksiz Erasmus'u anlatan eser, aslında karşılaştırma ve çağındaki diyalogları nedeniyle kısmen #Luther'in de biyografisi olmuş. #Katolik Kilisesini ve dogmaları üslubunca sarsan, bu nedenle Reform'un fikri olarak önünü açan ve #Protestan öğretisine ebelik yapan #Erasmus, tarihte kahraman rolünü devrimci kimliğindeki Luther'e bile isteye verse de birbirleriyle çekişmeleri kitapta oldukça iyi işlenmiş. Kitapta Erasmus'un zaferi ve trajedisi aynı denklem üzerinedir: #Hümanizm. Dünyanın tarihini değiştiren bu akım, dinde Reform ile büyük ölçüde özgürleşmenin anahtarı olmuştur. Ancak dini içerikli özgürleşme ile başlayan mezhep savaşları, #Avrupa'yı kan gölüne çevirmiştir ve bir anlamda zafer kazanan Hümanizm, büyük bir trajediyle çökmüştür. Aynı zafer ve trajedinin somut bünyesi Erasmus olmuştur. Kitapta dört tarihsel kısım kendini enfes anlatımıyla da özel biçimde belli ediyor. İlki Hümanizmin serpildiği dönemi ve o dönem Avrupa'yı anlatan kısım. İkincisi çoğunlukla Deliliğe Övgü ve az da olsa diğer eserlerin işlendiği bölüm. Üçüncüsü, portrelerinin ve resimlerinin ayrıntılarının anlatıldığı satırlar. Sonuncusu ise Luther karşılaştırmalı sayfalar. 

https://www.instagram.com/p/CE1ywoxjJ9N/ 



#Kitap #KitapTavsiyesi #KitapÖnerisi #KitapTanıtımı #KitapKurdu #Roman #Hikaye #Öykü #Şiir #Sanat #Siyaset #Tarih #Ekonomi #Sosyoloji #Psikoloji #Felsefe #Edebiyat #Kültür #Biyografi #Otobiyografi #Makale #CanYayınları #StefanZweig

 


 

MONTAIGNE

 Ali Mert TAŞCIER

#StefanZweig eşsiz diliyle kendini özgürleştirme konusunda usta olan #Montaigne'i anlatıyor. Üşengeç Montaigne'in yaşam yolculuğu dünyayı ilgilendirme anlamında özel bir yere sahip ki Zweig bunu anektotlarla özenle işlemiş. Kendisi olarak kalabilme çabasında, kendini vermeye hazır olsa da adamaya asla yanaşmayan Montaigne'i en iyi anlatan söz herhalde #Nietzsche'ye aittir: "Bir zamanlar böyle bir insanın yaşamış olması, bugün şu yeryüzünde yaşamanın hazzını gerçekten artırıyor." #Goethe'nin iç kale diye adlandırmış olduğu ve kimseyi sokmadığı "ben"in #Fransız düşünür adına bir çırpıda okunur biçimde ele alınması ise ayrı bir ustalık. Son söz Montaigne'den: "Ev hayatında, bilimsel çalışmalarda, avda ve başkaca her uygulamada insan hazzın en son sınırlarına kadar gitmeli, ama bu sınırları aşmaktan kendini korumalıdır; yoksa işin içine acı da karışmaya başlar."

https://www.instagram.com/p/CEcgy52jrnh/ 



#Kitap #KitapTavsiyesi #KitapÖnerisi #KitapTanıtımı #KitapKurdu #Roman #Hikaye #Öykü #Şiir #Sanat #Siyaset #Tarih #Ekonomi #Sosyoloji #Psikoloji #Felsefe #Edebiyat #Kültür #Biyografi #Otobiyografi #Dergi #Makale #CanYayınları 

 


 

 

BİR KUŞAĞI ANLAMAK Z

 Ali Mert TAŞCIER

Bugün yeni bir yaş alan Y kuşağı mensubu olarak, @evrimkuran'ın "Z Bir Kuşağı Anlamak" kitabını bitirdim. Edindiğim yeni bilgileri doğum günü hediyesi olarak heybeme koydum. Akıcı dili, çarpıcı örnekleri, ampirik verileriyle tam okumanın zamanı olan eserde; kuşak teorilerini, Z kuşağına dair temel bilgileri hem Türkiye hem dünya kapsamında basit ve anlaşılır biçimde elde etmek olanaklı. Ülkemizde "arka mahalle" ve "yüksek gelir mahallelerinde" yaşayan Z kuşağındakilerin kıyaslandığı bölümler oldukça fikir verici. Ebeveynlere, eğitimcilere ve Z kuşağına öneriler de olan kitap iki kızımın içinde olduğu 25 milyonluk nüfusa sahip Z kuşağı için yol gösterici nitelikte. 

https://www.instagram.com/p/CDW138XDSLm/ 



#ZKuşağı #EvrimKuran #Kitap #KitapTavsiyesi #KitapÖnerisi #KitapTanıtımı #KitapKurdu #Roman #Hikaye #Öykü #Şiir #Sanat #Siyaset #Tarih #Ekonomi #Sosyoloji #Psikoloji #Felsefe #Edebiyat #Kültür #Deneme #İnsan #Okuma

 


 

BULUŞMALAR

 Ali Mert TAŞCIER

İnsanlara, kentlere ve kitaplara dair her buluşmanın böyle güzel olması dileğiyle...

 

https://www.instagram.com/p/CA4_Jn6D7V1/ 

 

#StefanZweig #Zweig #Kitap #KitapTavsiyesi #KitapÖnerisi #KitapTanıtımı #KitapKurdu #Roman #Hikaye #Öykü #Şiir #Sanat #Siyaset #Tarih #Ekonomi #Sosyoloji #Psikoloji #Felsefe #Edebiyat #Kültür #Deneme #İnsan #Kent #Buluşma #Okuma #TekinYayınevi

 


 

 

SATRANÇ

 Ali Mert TAŞCIER

(Hak edilmiş) efsane...
Özenle seçilerek yazılmış ve okuyucuda benzeri hisleri yaratan geçmişteki işkencenin kişide bugün yarattığı özel durumların ve harika karakter tespitlerinin #satranç tahtasında öyküleşmesi. 

 

https://www.instagram.com/p/CA3PEJ1jriS/ 

 


#StefanZweig #Zweig #Kitap #KitapTavsiyesi #KitapÖnerisi #KitapTanıtımı #KitapKurdu #Roman #Hikaye #Öykü #Şiir #Sanat #Siyaset #Tarih #Ekonomi #Sosyoloji #Psikoloji #Felsefe #Edebiyat #Kültür #İşBankası #İşBankasıKültürYayınları

 


 

DON KİŞOT

 Ali Mert TAŞCIER

Bazı okumalar ise yeniden yapıldığında daha anlamlı oluyormuş...
Hakkında asırlardır bir şeyler yazılan, söylenen, benzetmeler yapılan #DonKişot onlardan biri diyebilirim. #Osmanlı donanmasına yakalanarak 5 yıl kadar esir kalan #Cervantes'in kaleme aldığı eseri okumayanın iyi bir okur-yazar olmadığı varsayılırmış. Pek haksız bir yorum da değil. Senyör #Keseda'nın Don Kişot de la Mancha'ya dönüştüğü, sadık seyisi #SançoPanza'yı yanına takarak maceralara giriştiği kitapta, Papaz ve berberin onları geri döndürme çabaları ise oyun içinde oyun gibi. Eğlenceli biçimde anlatılan olaylarda insan ilişkileri, insanın bencilliği ince biçimde işlenmiş. Aklını kaçırdığı için #şövalye olduğu düşünülen Keseda'nın en sonunda aklını başına devşirdiği, ama yenildiği döğüşü sonrası şatosuna kapanması nedeniyle mi yoksa #Dulcinea'ya kavuşamaması gerekçesiyle mi hastalığa yakalanıp ölmesi ilginç ve güzel sonu getirmiş. Kim bilir belki de gerçek, sanıldığı gibi değildi. Kendisi hiç deli değildi, gerçek bir akıllıydı Don Kişot ve daha sonra aklını kaçırıp öldü. 1605 yılında yayınlanan eserin, yazarın asker geçmişinden izler taşıdığı söylenebilir. Tabii ki #ReşatNuriGüntekin çevirisine #GustaveDore resimlerinin eşlik etmesi, #YapıKrediYayınları'nın baskısına özel olma durumu katmış.

https://www.instagram.com/p/CAzdmcmjtBK/ 



#Kitap #KitapTavsiyesi #KitapÖnerisi #KitapTanıtımı #KitapKurdu #Roman #Hikaye #Öykü #Şiir #Sanat #Siyaset #Tarih #Ekonomi #Sosyoloji #Psikoloji #Felsefe #Edebiyat #Kültür
#YKY #MigueldeCervantes

 


 

VİCDAN ZORBALIĞA KARŞI

 Ali Mert TAŞCIER

 

Bazı okumalar geç olunca daha anlamlı oluyormuş...
Ama itiraf etmek lazım, bu enfes eseri ve dilini geç keşfetmek de mahçubiyet yarattı. Kendi yaşamı başlı başına bir kitap konusu olan #StefanZweig'in vicdan ile zorbalığın, yani #Castellio ile dinde reformdan yola çıkıp bir diktatöre dönüşen, dogmanın temsilcisi haline gelen #Calvin'in mücadelesini anlatan kitaptan notlar almaya kalkmayın. Çünkü kitabın yarısını not tutmak zorunda kalırsınız. Dinde reform ile doğan değişim ve yeniliğin, #Protestan inancın ve Calvin yorumunun yönetimde egemen olmasıyla ne hale geldiği açısından çağlara seslenecek eser olduğu ve olacağı kesin. Şu ana kadar hayatımda okuduğum en iyi kitaplar serisinde ilk 5'e girdi bile. Derhal #Zweig'in özellikle #biyografi kitaplarını sipariş ettim... 

 

 https://www.instagram.com/p/CAw_vVrjUWD/

 

#KitapTavsiyesi #KitapÖnerisi #KitapTanıtımı #KitapKurdu #Roman #Hikaye #Öykü #Şiir #Sanat #Siyaset #Tarih #Ekonomi #Sosyoloji #Psikoloji #Felsefe #Edebiyat #Kültür #CanYayınları #VicdanZorbalığaKarşı

 


 

VADİDEKİ ZAMBAK

 Ali Mert TAŞCIER

#StefanZweig #Balzac için şöyle der: "Balzac bir yoğunluk dehasıdır, edebiyata kazandırdığı çalışmalar dolayısıyla bir kahramandır." #YaşarKemal'e özellikle #İnceMemed'de sayfalarca süren betimlemelerine dair düşüncesi, biraz da "çok uzun" eleştirileriyle sorulduğunda "keşke daha uzun yapabilseydim" der. Gerçekten öyle betimlemelerdir ki #Anavarza Ovası'nda yaşadığını hissedersin Memed ile. İşte o betimlemelerin Fransız versiyonu, Balzac'ın aşık olduğu kadın #Henriette'ye taktığı ve kitabına da isim olan #VadidekiZambak demek abartı olmaz. Daha önce kısaltılmış versiyonunu okuduğum eserin uzun biçimini okumak şartmış. Belki kitaplarda olacak özveri oranının iyi bir dille anlatımı kitabı fazlasıyla akıcı hale getirmiş. "#Felix de ne adammış" dedirten kitapta, evli ve çocuklu olmasının ve yaşamsal tercihlerinin de etkisiyle sevgisini tam anlamıyla hissettir(e)meyen Henriette'nin hazin sonu oldukça ayrıntıyla nakış gibi işlenmiş. 

 

https://www.instagram.com/p/CAubVtKD4en/ 


Tabii ki #HasanAliYücel Klasikleri... #Kitap #KitapTavsiyesi #KitapÖnerisi #KitapTanıtımı #KitapKurdu #Roman #Hikaye #Öykü #Şiir #Sanat #Siyaset #Tarih #Ekonomi #Sosyoloji #Psikoloji #Felsefe #Edebiyat #Kültür #HonoredeBalzac #İşBankası #İşBankasıKültürYayınları

 


 

ECİNNİLER

 Ali Mert TAŞCIER


897 sayfa, 3 gecede tüketilen bayram şekeri...
Yaşadığı dönemde, ilk kitabı hariç, kıymeti bilinmemesine her zaman şaşırdığım #Dostoyevski'nin Türkçesinde, Rus isimlerinin okunması ve akılda tutulması zorluğunu aşacak olaylar kurgusunu çok güzel biçimde iç içe geçirdiği eseri: #Ecinniler. Sıradan olaylarla başlayıp, uzunca sıradan giden bölümlerle sonraki bölümlerdeki ilişki altyapısı tam olarak oturtulmasa da ve o bölümler kendi içerisinde bazen bağımsızmış gibi görünse de ileride gizli örgüt üyelerinin yaşadıkları, yanlışları ve özellikle soylular tarafından uğratıldıkları kumpas soluksuz okunuyor.
Tabii ki yaptığı her işi saygıyla andığımız #HasanAliYücel'in imzası olduğu için gözü kapalı bu baskının alınabileceği inancının doğru çıktığı #MazlumBeyhan çevirisini de eklemek lazım...

 

https://www.instagram.com/p/CAr8_tYDRM2/

 

#Kitap #KitapTavsiyesi #KitapÖnerisi #KitapTanıtımı #KitapKurdu #Roman #Hikaye #Öykü #Şiir #Sanat #Siyaset #Tarih #Ekonomi #Sosyoloji #Psikoloji #Felsefe #Edebiyat #Kültür #FyodorMihayloviçDostoyevski #İşBankası #İşBankasıKültürYayınları

 


 

ULUSLARIN DÜŞÜŞÜ

Ali Mert TAŞCIER

Sona bıraktığım ilk kitap #UluslarınDüşüşü, dünyanın dört bir yanına ve uygarlık tarihinin her evresine okuyucuyu ışınlıyor. Işınlıyor, çünkü birbiriyle ilgisiz gibi görülen yerler ve zamanlara hızlı geçiş söz konusu. Güç, zenginlik ve yoksulluğun kökenlerini çok iyi bir sistemleştirmeyle "sömüren-sömürülen" ilişkisinden yola çıkarak anlatan kitapta, yüzlerce not almak zorunda kalıyorsunuz. Ülkelerin geri kalmışlığını sahip olduğu sömürücü kurumlara ya da gelişmişliğini kapsayıcı kurumlara bağlayan yazarlar, "günümüzdeki farklı kurumsal örüntülerin kökleri geçmişe dayanır çünkü toplum bir kez belirli bir biçimde örgütlendiğinde bu durum varlığını sürdürme eğilimi gösterir" demektedirler. Aslında bununla kitapta sıklıkla vurgulanan "kısır döngünün kırılabileceği" iddiasıyla çelişkiye düşülüyor ve tam anlamıyla bu konuda bir reçete verilmemesi, ki verileceği vurgulanıyor, aynı zamanda harika ortaya konulan "sömüren-sömürülen" ilişkisinin ülkenin geldiği zenginlik-yoksulluk sonucuna tam yansıtılmaması eleştiri notlarım arasında. Yaratıcı yıkımın tarihteki rolü, İngiltere tarihi (diğer ülkelere göre oldukça ayrıntılı), eşitsizliğin nedenlerine dair kuramlara (coğrafya hipotezi ve iklim, kültür hipotezi ve din, ulusal değerler, cehalet hipotezi) verilen yanıtlar oldukça iyi derlenmiş ve önemli bir kısmı özgün. Hakkında uzun bir yazıyı ve içerisinde yüzlerce atfı hak eden bir eser... 

 

https://www.instagram.com/p/CApQvvPDVd2/ 

 

#Kitap #Kitapkurdu #KitapÖnerisi #KitapTavsiyesi #Kitaplık #Kütüphane #Çeviri #Ekonomi #Siyaset #Tarih #Coğrafya #Roman #Edebiyat #Şiir #Felsefe #Sosyoloji #Sanat #Değerlendirme #DoğanKitap #DarKoridor #DaronAcemoğlu #JamesRobinson

 


 

DAR KORİDOR

İlk başta belirtmek gerekir ki tersten gittim. Önce yazılmış #UluslarınDüşüşü'nden değil, sonra yazılmış #DarKoridor'dan başladım.
Her devletin amacı ve oluşturulma nedeni "barış ve adaleti korumak" diyen #Hobbes'un #Leviathan'ından yola çıkarak #devlet, #toplum ve #özgürlük üzerine yeni bir #teori ortaya atma amacında olan kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ilk yorum: Devasa bir entelektüel birikimin rafine edilmiş hali... Sınıfsal ilişkilerden oldukça soyutlanmış biçimde oluşturulmuş, bu nedenle eklektik niteliği ön plana çıkan, ayrıca zaman-yer ilişkisinde kendi sistematiği içinde temel oturturken tarihsel-coğrafi koşullarda tam bir tutarlılık içinde ilerlemese de prangalı, namevcut, despotik ve kağıttan Leviathan kurgusu oldukça başarılı. Hakkında çok uzun yazılar yazılmayı hak eden kitabımızı kitaplıktaki yerine uğurluyoruz.
Kitabı okurken, çeviriyi yapan Yüksel Taşkın'a teşekkür etmeden geçilmediğini de belirteyim...

 

#Kitap #Kitapkurdu #KitapÖnerisi #KitapTavsiyesi #Kitaplık #Kütüphane #Çeviri #Ekonomi #Siyaset #Tarih #Coğrafya #Roman #Edebiyat #Şiir #Felsefe #Sosyoloji #Sanat #ThomasHobbes #Değerlendirme #DoğanKitap #DarKoridor #DaronAcemoğlu #JamesRobinson

 


 

 

29 Mart 2020 Pazar

Siyaset bilimci Taşcıer: "Salgından sonra daha otoriter rejimler kurgulanabilir"

Independent Türkçe'ye konuşan siyaset bilimci Ali Mert Taşcıer, koronavirüsün rejimler üzerindeki etkisini yorumladı

Can Bursalı 

  


Çin'de çıkıp dünyayı etkisi altına alan koronavirüse karşı, ülkeler çeşitli önlemler alıyor.
Kimi ülke virüsün yayılmasına karşı çok sert tedbirlerle müdahalede bulundu, kimi de daha esnek davrandı.
Virüsün yayılmasının ardından otoriter rejimlerle demokratik rejimlerin önlem alma konusundaki attığı adımlar da kıyaslandı.
Örneğin, otoriter bir rejim olan Çin'de koronavirüse karşı çok sıkı tedbirler alındı ve nüfusu bir buçuk milyar civarında olan ülkede, virüsün çıkış kaynağı olmasına rağmen vaka ve ölüm sayıları kontrol altına alındı.
Demokratik yönetim biçiminin var olduğu İtalya ve İspanya'de ise esnek tedbirler virüsün hızla yayılmasına sebep oldu ve vaka sayıları ile ölü sayıları her geçen gün artıyor. Ancak İtalya ve İspanya örnekleri, demokratik yönetimin var olduğu ülkelerin tamamında tedbirlerin esnek alındığı anlamına gelmiyor.
Binlerce vakanın olduğu Almanya'da ve Güney Kore'de alınan önlemler, koronavirüse karşı mücadelede başarı getiriyor.
Independent Türkçe'ye konuşan siyaset bilimci Dr. Ali Mert Taşcıer, koronavirüsün rejimler üzerindeki etkisini yorumladı.

"Salgın ezberleri değiştirecek"
"Dünya çok ilginç bir sınavdan geçiyor. Küçücük bir virüs, dokunduğu her şeyi yakıyor. İnsanları, eğitim ve sağlık sistemlerini, ekonomileri..." diyerek sözlerine başlayan Taşcıer, salgının bir çok ezberi değiştireceğini ifade etti
Taşcıer, "Zamanında iktidarlara 'yapmayın, etmeyin' denilen şeyler öneme binecek" dedi.
"Liberal ekonomi çöküyor. Hemen başta belirteyim. Liberal ekonominin şu an küresel nitelikli neoliberal biçiminin uygulaması çöküyor." diyen Taşcıer, bu çöküşün liberal ekonomi yerine toplumcu bir ekonomi kurulacağı beklentisini yaratmaması gerektiğini de söyledi ve şunları kaydetti:
Çünkü liberal ekonomi krizden beslenir ve dersini iyi alır. Daha önce gördük. Pragmatik yapısı nedeniyle kısa sürede başka bir hâl alarak yaşamasını bilmiştir. Düşünün, teorisi devlet müdahalesine karşı kurulmuş liberalizm 1929 Krizi'yle hemen devlete sarılmıştı. Daha ötesi, Sovyetler Birliği'nin yarattığı koşulları ve bunun baskısını da unutmadan, sendika, görece daha iyi çalışma koşulları, ücretsiz eğitim, sağlık, kısacası refah devleti ortaya çıkmıştı. Ama bu durumla şu anda yaşananlar aynı değil, yanıltmasın. Uygulamada liberalizmin bir türü vardı. Refah devleti ile ana amaç olan sermayenin kârının artırılması hedefinden vazgeçilmiş  olmuyor.
"Ekonomik krizde de sağlık krizinde de liberalizm için sığınacak liman devlettir"
1973 yılında başlayan Petrol Krizi sonrasında  neoliberal biçime bürünen sistemin, küreselleşme etkisiyle en küçük krizi yaygınlaştırır hale getirdiğine değinen Taşcıer, kriz anında liberalizmin sığınacak liman olarak devleti gördüğüne işaret ederek şunları söyledi:
Küreselleşme döneminde yaşanan çeşitli salgın hastalıkları gördük. Ama Covid - 19 gibisi ilk kez görülüyor. Krizlere dikkat edelim. Biri ekonomik diğeri sağlık gibi görünse de liberalizm için sığınılacak liman aynıdır: Devlet. Aslında sadece kriz zamanı değil, her zaman güçlü devlete ihtiyaç duyar liberalizm. Bakmayın 'serbest piyasa' dediğine, 'devlet ekonomiye müdahale etmesin' söylemine. Amaç kâr oranlarının artırılmasıyla ilgili. Bunun yerine getirilmesi için demokrasi söylemiyle yola çıkıp, otoriterliğe destek çıkılabilir. Üstelik bunlar liberal teorinin üretildiği, geliştirdiği ve merkezi olan ülkeler. Hani devlet müdahale etmeyecekti?
ali mert taşcıer.jpg
Siyaset bilimci Dr. Ali Mert Taşcıer / Fotoğraf: Independent Türkçe

"Enkazı devlet kaldırdı"
2008 yılında ABD'de başlayıp dünyayı etkileyen krizi hatırlatan Taşcıer, o dönemde de devletlerin piyasayı kurtarma hamleleri yaptığına değinerek şu ifadeleri kulandı:
2008'de yaşanan, yakın bir küresel kriz örneği. Bildiğimiz gibi ABD'de bankacılık sektöründe başlayıp tüm dünyayı etkiledi. Etkisini özetlemek gerekirse Euro alanı tarihinde en büyük daralmayı 2009'da % 4,1 küçülme ile gördü. Lehman Brothers, Merrill Lynch gibi firmalar iflas bayrağı çekti. İflaslar finans alanıyla başladı. Ama sistem öyle örülmüş ki doğrudan devletleri vurdu. Bu kadar büyük enkazı kim kaldırabilir? Tabii ki devlet. ABD Kongresi tek seferde 700 milyar dolarlık kurtarma paketi kararı aldı. Federal Mevduat Sigorta Fonu 23 bankaya el koydu. Güney Kore, bankalara 130 milyar dolar sağlamayı kararlaştırdı. Rusya'da açıklanan paket 86 milyar dolardı. Dünya genelinde açıklanan paketler 6 trilyon dolardı. Sonuç neoliberal ekonomi politikalarının çöküşü olarak okundu ama krizi bir anlamda fırsata çevirebildi liberal politika uygulayıcıları. En azından bugüne kadar yaşadığına göre politikalar, fırsata çevirdi diyebiliriz.
"2008 krizine benzer çözümler uygulanıyor"
Koronavirüs salgını nedeniyle yaşanan süreçte de 2008 krizindekine benzer çözümler arandığını söyleyen Taşcıer, ülkelerin açıkladığı kurtarma paketlerine dikkati çekerek, kriz sağlık temelli olsa da yaklaşımın aynı olduğunu ifade etti:
Şimdi gelelim yaşadığımız pandemiye. Yine bir kriz. Sağlık temelli kriz olsa da çöken ekonomik yaklaşım deşifre edilebiliyor. Önlem amaçlı 2008'dekine benzeri çözümler uygulanıyor. Trilyonlarca dolarlık kurtarma paketleri açıklanıyor. El konulanlar bu sefer bankalar olmasa da hastaneler.
"Kamuoyu radikal kararları kabul edebilir"
"Yalnız bundan sonrası için artık farklı şeyler konuşulabilir." diyerek değerlendirmesine devam eden Taşcıer, insanların yaşamlarının topluca riske girdiğinde, kitlesel önlemler alınması gerektiğinde toplumsal psikolojinin farklı işleyebileceği belirterek, "Örneğin, toplumun geniş bir kesimi sokağa çıkma yasağı ilan edilmesini isteyebilir. Görece sıkı tedbirlere rıza vardır. Kamuoyu radikal kararları kabul edebilir" diye konuştu

"Sosyal devletin güçleneceğinden söz ediliyor ama..."
Taşcıer, "Bu durum salgının durdurulması aşamasından sonra devam ederse ne olur?" sorusunu ise şöyle yanıtladı:
Sosyal devletin güçleneceğinden söz ediliyor ama bunun bir de toparlanma aşaması var. Ekonomiler batacak. Kamu sağlığı iyileştirilmeye çalışılacak. Bu aşamada devletler otoriterliği benimsemez denebiliyor mu? O yüzden yarın için kurgulanan daha otoriter rejimler olabilir mi? Büyük ülkelerdeki liderlere ve yönetimlere bakılırsa bu soruya evet demek zor değil.
"Bu kez yumuşama, demokratikleşme gibi söylemlere ihtiyaç bile duyulmayabilir"
Salgın sonrasında demokrasi talebinin biçimi ve bunun için mücadelenin yeni yöntem arayışlarına gireceği tespitini de yapan Taşcıer, ekonomik krizler sonrasında liberal politika uygulayıcılarının yumuşama, demokratikleşme, şeffaflaşma gibi söylemleri yoğunlukla kullandığını ancak bu sefer bu söylemlere ihtiyaç bile duyulmayabileceğinin altını çizdi:
Dr. Ali Mert Taşcıer, sözlerini şöyle tamamladı: 
Ancak bu sefer böyle söylemlere ihtiyaç bile duyulmayabilir. Ekonomisi güçlü olan ülkeler sermayeyi kurtarmanın yanında halka dokunan önlemler de alabilirken bizim gibi ülkelerde bu durum daha sermaye lehine işler. Bozuk olan ekonomi daha kötüye gidecekken, toparlanma aşamasında hadi kısmen kamu sağlığı düzeltildi diyelim, halkın refahını sağlamak kısa vadede mümkün olabilir mi? Uluslararası örgütlerin kredi musluğunu açması ve bundan yararlanmak öncelikli hedef haline gelecek. Ekonomisi güçsüz ülkelerde iktidar değişmiyorsa bundan nasıl yararlanılacak, ayrı bir tartışma konusu. Görülen o ki salgın bize ilk kez tecrübe edeceğimiz soruları ve yanıtları, uygulamaları da öğretecek. Koşullar o kadar bu döneme özgü ki 'daha önce de yaşanmıştı' diyeceğimiz şey az olacak. Hayatlarını bizim için tehlikeye atan sağlıkçılar ve bu alandaki bilim insanları çalışmalarını sürdürüyorken, izolasyon uygulayan sosyal bilimciler de bunlara kafa yoracaktır eminim.

 https://www.independentturkish.com/node/153031/haber/siyaset-bilimci-ta%C5%9Fc%C4%B1er-salg%C4%B1ndan-sonra-daha-otoriter-rejimler-kurgulanabilir

26 Mart 2020