2012 yılında yürürlüğe giren On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, yerel yönetimler konusunda sistem değişikliğine giden bir düzenleme olarak tarihe geçti. Sistem değişikliği denildiyse de buradan ileriye doğru bir gidiş, “mahalli müşterek” hizmetlerin daha etkin sürdürülmesi ve yerel demokrasiye bir katkı sunduğu düşünülmesin.
Herhangi bir istatistik bilgiye sahip olmamakla birlikte, “alanda hakkında en fazla bilimsel makale üretilen konuların başında 6360 sayılı kanun geliyor” demek abartı olmayacaktır ve bunların çoğunluğunun da eleştirel, aksaklıkları ifade eden türden olması önemli bir ayrıntıdır. Çünkü özetle ve net olarak belirtmek gerekir ki ilk yerel seçimlerde büyükşehir belediyelerini kaybetmeme ve “açılım sürecini” incitmeyecek temelde bir düzenleme olmuştu. Yerel yönetimlere dair gayeler ve hedefler bunları geriden takip ediyordu. Sonuçta iktidar açısından kısa vadede “iyi”, Türkiye açısından genel olarak “kötü” bir tablo ortaya çıktı. Neden mi?
HADİ GEL KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM
Amaç, 6360’ı akademik açıdan incelemek ve içeriğini anlatmak olmadığı
için geldiğimiz noktadan ve iktidarın düzenlemeden geri dönmeye
çalışmasından duruma bakarak somut değerlendirmede bulunmak daha yararlı
olacak. Büyükşehir statüsündeki illerde köy tüzel kişiliğinin ortadan
kaldırılarak mahalleye çevrilmesi örneğinde olduğu gibi. Geçtiğimiz
günlerde TBMM’de görüşülerek kanunlaşan, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 10.
Maddesiyle büyükşehir belediyelerinde “köye dönüş” farklı isimle de olsa
sağlandı. 6360 sayılı kanunla büyükşehir belediye statüsünde olan
illerde köyler bir gecede, hiçbir sosyolojik gerekçeyle açıklanamayacak
biçimde mahalleye dönüştürülmüştü ki bu zaten başlı başına bir hataydı.
Yerel hizmetlerin sağlanması noktasında “gitmesek de görmesek de o köy
bizim köyümüzdür” mantığı doğru olmadığı gibi, kırsal faaliyetlerle
yaşamını sürdüren bir yurttaşı kentsel yükümlülüklerle karşı karşıya
bırakmak ayrı bir hatadır. Bu hatayı o kadar göz göre göre yaptılar ki
kırsalda yaşayan yurttaşın kentli gibi vergilendirilmesini sağlayacak
uygulamayı, oy kaygısıyla sürekli ertelediler. Buradan hareketle “kırsal
mahalle” düzenlemesini elbette olumlu karşılamak gerekir, “ama”ları da
ortaya koyarak. Çünkü burada basit bir geri dönüş ve düzenleme ile karşı
karşıya değiliz. Bu kanun 2012 yılından beri uygulanıyor. Yanlış bir
sistem yerleşmiş ve bu yerleşik sistem başka yanlış yöntemlerle ve
“oldubittiye” getirilerek değiştirilemez. Aynı yanlış yöntem 6360
getiriliyorken de izlendi. Akademik görüş yoktu, muhalefete fikri
sorulmadı, uzmanlar ve uygulayıcılar dinlenmedi. “Yapmayın, etmeyin”
sözlerine karşılık Ankara’da Yenimahalle Belediyesi’ni kazanma uğruna
gece yarısı önergesiyle Genel Kurulda değişiklikler yapıldı. Sonuç:
Enkaz.
ÖNCE ZİHNİYETTE, SONRA KANUNDA DÜZENLEME
Peki, 6360’tan geri adım atılırken bir özeleştiri var mı? Hayır, yok!
Bunu nereden anlıyoruz: Düzenlemeye dikkat edilecek olursa geri
getirilen yapının ismine “köy” denilmemiş de “kırsal mahalle” denilmiş.
Dolayısıyla buranın tüzel kişiliği de ol(a)mayacak. Yani yapılan hatanın
telafisiyle değil, yeni bir düzenleme ile karşı karşıyayız. Köylerin
kaldırılmasına “reform” denilmişti. Tutmadı! “Yanlış yaptık” denilmeden,
köy terimi yerine “kırsal mahalle” getiriliyor ki buna da reform
denecektir. Bu zihniyetle reform olmaz, olamaz.
İktidarın, bir
yerel yönetim reformu hazırlığında olduğu artık bir sır değil. Sır
tutulmaya çalışılan taslağa dair ayrıntılar. Bu kapsamda aldığımız
bilgilere dayanarak, “toplum yararına yerel yönetimler” konusunda bir
şeyler söylemek şart. Öncelikle şunu belirtmek lazım; 1 Ekim 2020 tarihi
itibariyle Meclis açıldığından beri gündemine torba kanun yağmakta. Ne
ilginç ki bunlar içerisinde otopark, doğal gaz şebeke bedelleri, baz
istasyonu ruhsatlandırması, kırsal mahalle gibi doğrudan belediyeleri
ilgilendiren maddeler sıkıştırılmış. Oysa iktidarın üzerinde çalışıp
hazırladığı yerel yönetim reformu taslağında bunlara dair öneriler
vardı. Yani toptan bir düzenleme yerine, farklı torba kanunların
içerisine serpiştirilmiş düzenlemelerle yapmak istedikleri reformun kimi
maddeleri yaşama geçiriliyor. Parça parça yerel yönetim reformu
yapılmayacağını düşünecek olursak, reform bir süre daha ertelenecek gibi
duruyor. Ancak bu maddeler bize bir şeylerin ipuçlarını veriyor.
Reformu yapacak zihniyette de düzenleme ihtiyacı.
Oldubittiyle
köylerin mahalle yapılması yanlıştı. Ama yıllardır uygulanan yanlış bir
sistemin değiştirilmesi için de ciddi çalışmalar yapılmalı. “Geçmişte
durum neydi, değişiklikle ne oldu, değişiklikten hangi bölge nasıl
etkilendi, konunun uzmanları ve özellikle uygulayıcılar ne diyor,
muhalefet nasıl yaklaşıyor” gibi sorulara verilecek yanıtlarla bir
sistem değiştirilmelidir. 6360 görüşmelerini TBMM İçişleri Komisyonu’nda
takip etmiş bir olarak, o dönem “yanlış yapıyorsunuz” uyarılarına
rağmen, büyükşehir belediyelerine, hem mali hem kapasite anlamında
kaldıramayacağı görev ve sorumluluklar verildi. Üstelik bunlar
büyükşehrin ilçeleriyle olan ilişkilerinde de dengesizliğe yol açacak
boyuttaydı. Şimdi bu konuda nasıl geri dönüş yapılacağı düşünülüyor.
BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ ARASINDA NASIL BİR GÖREV DAĞILIMI
İktidarın yerel yönetim reformu taslağından aldığımız bilgiler, en
önemli önerilerin başında büyükşehir ile ilçeleri arasındaki görev
bölüşümünün baştan ele alınacağı yönünde. Hem büyükşehir hem de
ilçelerinin önemli bir kısmı iktidar partisinin elindeyken herhangi bir
sorun teşkil etmeyen durumun, büyükşehirler CHP’nin eline geçince sorun
olduğunun anlaşılması, reforma dair zihniyetin tutumu hakkında fikir
vermektedir. Yanlış, yanlıştır. Düzeltilmelidir. Ancak, başka bir
yanlışla ya da yanlış yöntemle değil. Büyükşehir belediyelerine 6360 ile
yapılan görev ve yetki yüklemesi ayrıntılı tartışılmadan
gerçekleştirildi. Şimdi yine özellikle uygulayıcılara sormadan,
ayrıntılı analizler yapılmadan düzenleme ile karşı karşıya kalacağız
gibi.
İktidar, zamanında kulak tıkadığı uyarıları belediyeler
elinden gidince konuşur olmuş. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi
Kanunu’nda birçok yetkinin ihtiyari olarak meclis kararıyla tek taraflı
olarak ilçelere bırakılabildiği, fakat bu görevlerin net olmadığı ve
bütçesiyle birlikte aktarılmadığı, bu durumun ilçeleri daha güçsüz
kıldığı gerekçeleri düşünülerek bazı görevlerin meclis kararına gerek
bırakılmadan, doğrudan ilçe belediyelerine devri taslakta önerilmekte.
İktidarın taslak haline getirdiği bir diğer öneri ise büyükşehir
ilçelerinin merkez ilçe belediyesi ve ilçe belediyesi şeklinde iki
sınıfa ayrılması yönünde. Umarız ki 6360’a yöneltilen en büyük
eleştirilerden biri olan hizmete ulaşımda yaşanan sorunların, tek başına
bu ilçe ayrımıyla çözüleceği düşünülmüyordur. Çünkü büyükşehir-ilçe
arasındaki görev dağılımlarının da bu tasnife göre belirlenmesi
öngörülmekte.
İktidar, büyükşehir belediyesi uhdesinde olan ve
meclis kararıyla ilçe belediyelerine devredilebilen şu hizmetleri
doğrudan kanuna yazarak ilçe belediyesine devretmek istiyor:
♦ Haşere ve Vektör ile Mücadele, İlaçlama
♦ Terminal
♦ Yolların Temizliği
♦ Mezarlık, defin hizmetleri
♦ Toptancı halleri
♦ Mezbahalar
♦ İsim Verme ve Numarataj
♦ İnşaat malzemesi, hafriyat toprağı vb. yerine belirleme, gerekli önlemleri alma
♦ Zabıta
♦ Otopark (Geçtiğimiz günlerde bir torba kanunla bu devir gerçekleşti).
İktidar, kaybettiği büyükşehir belediyelerini kazandığı ilçe
belediyeleriyle “hizaya getirme” anlayışını taşıyarak büyükşehir-ilçe
düzenlemesine girişirse büyük bir kaos zeminine yol yapar. Bu alanda bir
düzenleme olması gerektiği kesin ve bunda da özellikle uygulayıcı
dediğimiz büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görüşleri alınmalıdır.
İlk seçimin sonucunu düşünerek, onlarca yılı etkileyecek değişiklikleri
üstelik bir çırpıda yapmak hem iktidar için hem de ülke için ağır
sonuçlar getirir. Çünkü sandığın olduğu yerde ve daha doğrusu siyasette
zafer ile yenilgi arasında ince bir çizgi vardır. Kısa sürede biri
diğerine dönüşebilir. Özetle: Tarpeia Kayası Capitol’e yakındır*…
* Latince: Arx Tarpeia Capitoli proxima. Roma’da başarılı komutanlar onuruna düzenlenen törenler Capitol Tepesi’nde yapılırken, esirler ve hainler Tarpeia Kayalıklarından aşağı atılırmış. Politikada zafer ve yenilginin ne derece yakın olduğunu ifade etmek için kullanılan bir söz.
02.11.2020
https://www.birgun.net/haber/yerel-yonetimlerin-gunah-kecisi-6360-sayili-kanun-321379?fbclid=IwAR0GRMhBEReucjP1T2zmEhLHsfNDppOR9qJcZSAGrptNw9gFicPmdqKscT0
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder