19 Nisan 2021 Pazartesi

İKİNCİ YÜZYILA ÇAĞRI BEYANNAMESİ NASIL OKUNMALI: TÜRKİYE'DE İLK KEZ BİR PARTİ BUNDAN BAHSEDİYOR

 

Türkiye'de siyasi parti programlarının günlük tartışmaların gölgesinde kalması gibi bir gelenek vardır. Bunun birkaç nedeni söz konusu: İlk olarak, siyasi partilerin neredeyse sokağa dökülecek asfalta kadar açıklamaların yer aldığı uzun ve ayrıntılı programların dönemi geçmiştir. Zamanın ve mekânın sıkıştırıldığı, toplumları derinden sarsacak gelişmelerin sıklığının arttığı ve krizlerin periyodik hale geldiği süreçte yüzlerce sayfalık programlar nasıl güncellenebilir?

Konunun toplumsal bir yanı da söz konusu. Uzun metinleri okumayı sevmeyen bir topluma, ona göre politik malzeme sunmak gerekiyor. Z kuşağının da görsel üzerinden öğrenme eğiliminin daha güçlü olduğu gerçeğinden hareket edilirse; siyasi partiler programlarını bu durumlara göre güncellemek zorunda. Daha soyut ana programlar yapılmalı, olabilir ama bunlar uygun stratejik, daha küçük, derine inen ve güncellenmeye açık metinlerle desteklenmeli. Siyaset açısından bu anlamda son dönemlerde yaşanan en önemli gelişmelerden biri, CHP'nin 37. Kurultayı’nda kabul edilen, Cumhuriyeti ikinci yüzyılında demokrasiye kavuşturma hedefiyle açıklanan, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi demek yanlış olmayacaktır.

CHP'nin İlk Hedefler Beyannamesi'ne atıfla Cumhuriyetin ikinci yüzyılına seslenen güncel bir program hazırlaması, bunun da bizzat Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından açıklanması konunun önemini ortaya koyuyor. Siyaseti tarihe mal eden ve hafıza oluşmasına neden olan unsurlar, programlardır. Bu programlar, geçmiş siyasi anlayışın temsilini göstermekle birlikte geleceğe dair bakış açısını da ortaya koymaktadır.

NEDİR BU BEYANNAME

Beyannameye, daha önce CHP'nin açıkladığı demokrasi, ekonomi, dış politika, eğitim ve toplumsal barış alanlarındaki temel beş sorunun çözümüne rehber olacak 13 maddelik bir manifesto da denebilir. 5 temel soruna değinerek başlamakla birlikte, başlıklar halinde bu sorunların çözümüne dair yol haritası sunmakta. Beyannamede geçen başlıklar şöyle:

1. Yeni bir Anayasa ile Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme geçilecektir.

2. Türkiye'nin toplumsal barışı ve huzuru sağlanacaktır.

3. Devlet yönetiminde ve toplumsal düzende liyakat sistemi hâkim kılınacaktır.

4. "Seçim Yasası" değişecek, milletin vekilini millet seçecektir.

5. "Siyasi Ahlak Yasası" çıkarılacaktır.

6. Kamu İhale Kanunu, rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde yeniden düzenlenecektir.

7. "Sayıştay" gerçek işlevine kavuşturulacak, "Ulusal Vergi Konseyi" ve TBMM'de "Kesin Hesap Komisyonu" kurulacaktır.

8. Güçlü bir "Stratejik Planlama Teşkilatı" kurulacaktır.

9. Eğitim sistemi, tüm bileşenlerin ortak çabasıyla yeniden yapılandırılacaktır.

10. Gelecek nesiller için "Ekosistem Hakkı" korunacaktır.

11. Güçlü sosyal devletin ilk adımı olarak "Aile Destekleri Sigortası Kurumu" kurulacaktır.

12. Yeni bir merkez-yerel dengesi kurulacaktır.

13. "Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı" kurulacaktır.

Beyanname, aslında bir program niteliğinde. Metin okunduğunda akla Almanya Sosyal Demokrat Partisi SPD'nin 28 Ekim 2007'de kabul ettiği Hamburg Programı geliyor. Hamburg Programı, bu anlamda derinlemesine tartışılan ve kamuoyunda yer bulan çalışmalardan biriydi. Hâlâ birçok başlığıyla günümüz sorunlarına yanıt veren bir bakış açısı sunmaya devam ediyor. İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi bu anlamda Türkiye siyasi yaşamında yer edinebilir. 

Ülkemizdeki pandemi süreci ile birlikte başta ekonomi olmak üzere daha güncel ve yakından hissedilen sorunların öncelenmesi İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi'nin kamuoyunda tartışılmasını geri plana attı. Bu anormal bir durum değil. Aslında içinde bulunulan olumsuz tablodan çıkış için de önemli alternatifler sunan metin ve bu gibi metinler; akademisyenler, gazeteciler, konunun uzmanları ve ilgilileri tarafından daha kapsamlı değerlendirmeyi hak ediyor. Bu gibi metinlerin tartışılması toplumsal anlamda da demokratik kültürün gelişmesine katkı sunacaktır. Bu düşünceyle ilk adımı atmak, kısa vadede olmasa da ilerleyen süreçte olabilecek tartışmaların ilkini gerçekleştirmek amacıyla birkaç röportaj gerçekleştireceğiz. Konusunda uzman akademisyenlerin görüşlerini bu köşeden paylaşacağız.

TEMEL METİN

İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi temel bir metin. Bu metnin başlıklarının her biri mutlaka somut kitapçıklarla desteklenmeli. Örneğin; Türkiye'de belki de ilk kez bir siyasi parti "ekosistem hakkından" bahsediyor. Bu konu mutlaka somutlanmalı. Kılıçdaroğlu'nun en önemsediği başlıklardan biri olan ve yıllardır ısrar ettiği Aile Sigortası, beyannamede Aile Destekleri Sigortası biçimine dönüştürülmüş. Buradaki alt bilgiler ve özellikle desteğe dair rakamlar güncellenmeli. Aynı metinde geçen yeni bir merkez-yerel dengesi başlığı çok önemli. Bu konuda mevcut düzenlemelere alternatif amaçlı Genel Merkezde bir çalışma yürütüldüğünü duyuyoruz. Ya da Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem konusunda partiden yetkili isimlerin açıklamalarından, çeşitli çalışmalar yapıldığını anlıyoruz.

Pandemi döneminde gerçekleştirilen bir Kurultayda kabul edilen ve eğitime dair başlığın olduğu metinde "sağlık" başlığına mutlaka yer verilmeliydi. Bu konuda iktidara en yakın ve onun alternatifi olduğunu vurgulayan partinin daha güçlü söylemde bulunması şart. Benzer biçimde sadece “meslek örgütleri ve sivil toplum örgütleri” biçiminde genelleme yapılırken sendikalara özel vurgu olmalıydı.

Ayrıntılar, bu gibi metinleri beslerler. Hatta kim hangi konuyu merak ediyorsa sadece orayı okuyabilir ve kamuoyuna istenilen mesaj birçok açısıyla verilebilir. Aslında bu gibi çalışmalar sıklıkla tüm partilerce ve özel olarak iktidar tarafından da yapılmalıdır. “Az kişi okuyor” gibi bir bahane kabul edilebilir değil. Okuyucu sayısını artırma hedefinin yanında, okuyanlar da unutulmamalı. Az ya da çok mutlaka okuyan vardır. Bu akıldan çıkarılmadığında üretimin artması mümkün. Özellikle "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" olarak adlandırılan ve bir başkanlık sistemi olan değişiklik öncesi kamuoyunun tartışma mekanizması daha güçlü çalıştırılsaydı ülke için daha yararlı olurdu. Siyasette toplumsal olarak kayıplar vardır, olacaktır da ama hiçbir şey için geç değildir. Bu düşünceyle CHP'nin İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi olumlu-olumsuz, yerinde-eksik yönleriyle ama bugün ama yarın ele alınmalıdır.

Beyanname için: https://chp.azureedge.net/a2dc74c0fa384298bb452181cc9b3a06.pdf


17.11.2020


 https://odatv4.com/turkiyede-ilk-kez-bir-parti-bundan-bahsediyor-17112035.html?fbclid=IwAR3sFu3suxSjG1OTreT5mx4GwW-ODijV84GM2wgnc6_lha4CcMoFOK6EX3k

YEREL YÖNETİMLERİN GÜNAH KEÇİSİ: 6360 SAYILI KANUN

 

Yerel yönetimlerin günah keçisi: 6360 sayılı kanun 

 

 

2012 yılında yürürlüğe giren On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, yerel yönetimler konusunda sistem değişikliğine giden bir düzenleme olarak tarihe geçti. Sistem değişikliği denildiyse de buradan ileriye doğru bir gidiş, “mahalli müşterek” hizmetlerin daha etkin sürdürülmesi ve yerel demokrasiye bir katkı sunduğu düşünülmesin.

Herhangi bir istatistik bilgiye sahip olmamakla birlikte, “alanda hakkında en fazla bilimsel makale üretilen konuların başında 6360 sayılı kanun geliyor” demek abartı olmayacaktır ve bunların çoğunluğunun da eleştirel, aksaklıkları ifade eden türden olması önemli bir ayrıntıdır. Çünkü özetle ve net olarak belirtmek gerekir ki ilk yerel seçimlerde büyükşehir belediyelerini kaybetmeme ve “açılım sürecini” incitmeyecek temelde bir düzenleme olmuştu. Yerel yönetimlere dair gayeler ve hedefler bunları geriden takip ediyordu. Sonuçta iktidar açısından kısa vadede “iyi”, Türkiye açısından genel olarak “kötü” bir tablo ortaya çıktı. Neden mi?


HADİ GEL KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM

Amaç, 6360’ı akademik açıdan incelemek ve içeriğini anlatmak olmadığı için geldiğimiz noktadan ve iktidarın düzenlemeden geri dönmeye çalışmasından duruma bakarak somut değerlendirmede bulunmak daha yararlı olacak. Büyükşehir statüsündeki illerde köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırılarak mahalleye çevrilmesi örneğinde olduğu gibi. Geçtiğimiz günlerde TBMM’de görüşülerek kanunlaşan, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 10. Maddesiyle büyükşehir belediyelerinde “köye dönüş” farklı isimle de olsa sağlandı. 6360 sayılı kanunla büyükşehir belediye statüsünde olan illerde köyler bir gecede, hiçbir sosyolojik gerekçeyle açıklanamayacak biçimde mahalleye dönüştürülmüştü ki bu zaten başlı başına bir hataydı. Yerel hizmetlerin sağlanması noktasında “gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür” mantığı doğru olmadığı gibi, kırsal faaliyetlerle yaşamını sürdüren bir yurttaşı kentsel yükümlülüklerle karşı karşıya bırakmak ayrı bir hatadır. Bu hatayı o kadar göz göre göre yaptılar ki kırsalda yaşayan yurttaşın kentli gibi vergilendirilmesini sağlayacak uygulamayı, oy kaygısıyla sürekli ertelediler. Buradan hareketle “kırsal mahalle” düzenlemesini elbette olumlu karşılamak gerekir, “ama”ları da ortaya koyarak. Çünkü burada basit bir geri dönüş ve düzenleme ile karşı karşıya değiliz. Bu kanun 2012 yılından beri uygulanıyor. Yanlış bir sistem yerleşmiş ve bu yerleşik sistem başka yanlış yöntemlerle ve “oldubittiye” getirilerek değiştirilemez. Aynı yanlış yöntem 6360 getiriliyorken de izlendi. Akademik görüş yoktu, muhalefete fikri sorulmadı, uzmanlar ve uygulayıcılar dinlenmedi. “Yapmayın, etmeyin” sözlerine karşılık Ankara’da Yenimahalle Belediyesi’ni kazanma uğruna gece yarısı önergesiyle Genel Kurulda değişiklikler yapıldı. Sonuç: Enkaz.

ÖNCE ZİHNİYETTE, SONRA KANUNDA DÜZENLEME

Peki, 6360’tan geri adım atılırken bir özeleştiri var mı? Hayır, yok! Bunu nereden anlıyoruz: Düzenlemeye dikkat edilecek olursa geri getirilen yapının ismine “köy” denilmemiş de “kırsal mahalle” denilmiş. Dolayısıyla buranın tüzel kişiliği de ol(a)mayacak. Yani yapılan hatanın telafisiyle değil, yeni bir düzenleme ile karşı karşıyayız. Köylerin kaldırılmasına “reform” denilmişti. Tutmadı! “Yanlış yaptık” denilmeden, köy terimi yerine “kırsal mahalle” getiriliyor ki buna da reform denecektir. Bu zihniyetle reform olmaz, olamaz.

İktidarın, bir yerel yönetim reformu hazırlığında olduğu artık bir sır değil. Sır tutulmaya çalışılan taslağa dair ayrıntılar. Bu kapsamda aldığımız bilgilere dayanarak, “toplum yararına yerel yönetimler” konusunda bir şeyler söylemek şart. Öncelikle şunu belirtmek lazım; 1 Ekim 2020 tarihi itibariyle Meclis açıldığından beri gündemine torba kanun yağmakta. Ne ilginç ki bunlar içerisinde otopark, doğal gaz şebeke bedelleri, baz istasyonu ruhsatlandırması, kırsal mahalle gibi doğrudan belediyeleri ilgilendiren maddeler sıkıştırılmış. Oysa iktidarın üzerinde çalışıp hazırladığı yerel yönetim reformu taslağında bunlara dair öneriler vardı. Yani toptan bir düzenleme yerine, farklı torba kanunların içerisine serpiştirilmiş düzenlemelerle yapmak istedikleri reformun kimi maddeleri yaşama geçiriliyor. Parça parça yerel yönetim reformu yapılmayacağını düşünecek olursak, reform bir süre daha ertelenecek gibi duruyor. Ancak bu maddeler bize bir şeylerin ipuçlarını veriyor. Reformu yapacak zihniyette de düzenleme ihtiyacı.

Oldubittiyle köylerin mahalle yapılması yanlıştı. Ama yıllardır uygulanan yanlış bir sistemin değiştirilmesi için de ciddi çalışmalar yapılmalı. “Geçmişte durum neydi, değişiklikle ne oldu, değişiklikten hangi bölge nasıl etkilendi, konunun uzmanları ve özellikle uygulayıcılar ne diyor, muhalefet nasıl yaklaşıyor” gibi sorulara verilecek yanıtlarla bir sistem değiştirilmelidir. 6360 görüşmelerini TBMM İçişleri Komisyonu’nda takip etmiş bir olarak, o dönem “yanlış yapıyorsunuz” uyarılarına rağmen, büyükşehir belediyelerine, hem mali hem kapasite anlamında kaldıramayacağı görev ve sorumluluklar verildi. Üstelik bunlar büyükşehrin ilçeleriyle olan ilişkilerinde de dengesizliğe yol açacak boyuttaydı. Şimdi bu konuda nasıl geri dönüş yapılacağı düşünülüyor.

BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ ARASINDA NASIL BİR GÖREV DAĞILIMI

İktidarın yerel yönetim reformu taslağından aldığımız bilgiler, en önemli önerilerin başında büyükşehir ile ilçeleri arasındaki görev bölüşümünün baştan ele alınacağı yönünde. Hem büyükşehir hem de ilçelerinin önemli bir kısmı iktidar partisinin elindeyken herhangi bir sorun teşkil etmeyen durumun, büyükşehirler CHP’nin eline geçince sorun olduğunun anlaşılması, reforma dair zihniyetin tutumu hakkında fikir vermektedir. Yanlış, yanlıştır. Düzeltilmelidir. Ancak, başka bir yanlışla ya da yanlış yöntemle değil. Büyükşehir belediyelerine 6360 ile yapılan görev ve yetki yüklemesi ayrıntılı tartışılmadan gerçekleştirildi. Şimdi yine özellikle uygulayıcılara sormadan, ayrıntılı analizler yapılmadan düzenleme ile karşı karşıya kalacağız gibi.

İktidar, zamanında kulak tıkadığı uyarıları belediyeler elinden gidince konuşur olmuş. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda birçok yetkinin ihtiyari olarak meclis kararıyla tek taraflı olarak ilçelere bırakılabildiği, fakat bu görevlerin net olmadığı ve bütçesiyle birlikte aktarılmadığı, bu durumun ilçeleri daha güçsüz kıldığı gerekçeleri düşünülerek bazı görevlerin meclis kararına gerek bırakılmadan, doğrudan ilçe belediyelerine devri taslakta önerilmekte.

İktidarın taslak haline getirdiği bir diğer öneri ise büyükşehir ilçelerinin merkez ilçe belediyesi ve ilçe belediyesi şeklinde iki sınıfa ayrılması yönünde. Umarız ki 6360’a yöneltilen en büyük eleştirilerden biri olan hizmete ulaşımda yaşanan sorunların, tek başına bu ilçe ayrımıyla çözüleceği düşünülmüyordur. Çünkü büyükşehir-ilçe arasındaki görev dağılımlarının da bu tasnife göre belirlenmesi öngörülmekte.

İktidar, büyükşehir belediyesi uhdesinde olan ve meclis kararıyla ilçe belediyelerine devredilebilen şu hizmetleri doğrudan kanuna yazarak ilçe belediyesine devretmek istiyor:

♦ Haşere ve Vektör ile Mücadele, İlaçlama
♦ Terminal
♦ Yolların Temizliği
♦ Mezarlık, defin hizmetleri
♦ Toptancı halleri
♦ Mezbahalar
♦ İsim Verme ve Numarataj
♦ İnşaat malzemesi, hafriyat toprağı vb. yerine belirleme, gerekli önlemleri alma
♦ Zabıta
♦ Otopark (Geçtiğimiz günlerde bir torba kanunla bu devir gerçekleşti).


İktidar, kaybettiği büyükşehir belediyelerini kazandığı ilçe belediyeleriyle “hizaya getirme” anlayışını taşıyarak büyükşehir-ilçe düzenlemesine girişirse büyük bir kaos zeminine yol yapar. Bu alanda bir düzenleme olması gerektiği kesin ve bunda da özellikle uygulayıcı dediğimiz büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görüşleri alınmalıdır.

İlk seçimin sonucunu düşünerek, onlarca yılı etkileyecek değişiklikleri üstelik bir çırpıda yapmak hem iktidar için hem de ülke için ağır sonuçlar getirir. Çünkü sandığın olduğu yerde ve daha doğrusu siyasette zafer ile yenilgi arasında ince bir çizgi vardır. Kısa sürede biri diğerine dönüşebilir. Özetle: Tarpeia Kayası Capitol’e yakındır*…

* Latince: Arx Tarpeia Capitoli proxima. Roma’da başarılı komutanlar onuruna düzenlenen törenler Capitol Tepesi’nde yapılırken, esirler ve hainler Tarpeia Kayalıklarından aşağı atılırmış. Politikada zafer ve yenilginin ne derece yakın olduğunu ifade etmek için kullanılan bir söz.

 

02.11.2020

 

https://www.birgun.net/haber/yerel-yonetimlerin-gunah-kecisi-6360-sayili-kanun-321379?fbclid=IwAR0GRMhBEReucjP1T2zmEhLHsfNDppOR9qJcZSAGrptNw9gFicPmdqKscT0 

ÖDÜLÜN HİKAYESİNİ BİR DE ONDAN DİNLEYİN

 Bir bir veya daha fazla kişi ve ayakta duran insanlar görseli olabilir

Ankara Kent Konseyi, Uluslararası Kolaylaştırıcılar Birliği (IAF) tarafından “Katılımcılık Etki Ödülü”ne layık görüldü.

 

Ankara Kent Konseyi kurulduğu günden bu yana; benimsediği katılımcı demokrasi anlayışı ile Başkentteki tüm kesimlerin Ankara’da ortak aklın oluşumuna etkin bir şekilde katkıda bulunmasını sağlaması sebebiyle Uluslararası Kolaylaştırıcılar Birliği (IAF) tarafından “Katılımcılık Etki Ödülü”ne layık görüldü. Ayrıca, Ankara Kent Konseyi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin de bu süreçte katılımcı yaklaşımların uygulanmasındaki rolü sebebiyle “Yılın Katılımcı Demokrasi Kolaylaştırıcısı” ödülü aldı.

Ankara Kent Konseyi Türkiye’den bu ödülü alan ilk kuruluş, ve uluslararası alanda böyle bir ödüle layık görülen ilk büyükşehir kent konseyi oldu.

Özellikle Türkiye’ye karşı önyargıların arttığı, uluslararası siyasette yaşanan sorunlu bir dönemde bu tür bir ödülün yerel yönetimler ve katılımcılık üzerinden Ankara’ya verilmesi başka bir anlam da taşıyor. Türkiye uluslararası siyasetin sert çizgileri dışında yerel yönetimler düzeyinde dünyanın dikkatini çekebilecek önemli işlere imza atabiliyor. Hatta bu iş demokratik katılım gibi zor bir alanda olabiliyor. Ankara da bu açıdan Melih Gökçek dönemindeki tartışmalı durumdan kurtulup Mansur Yavaş döneminde katılımcılık, şeffaflık, hesap verebilirlik gibi değerler üzerinden kenti bir araya getirmenin, ortak aklı oluşturmanın yeni bir alternatifini bulmuş görünüyor.

Ödülü sürecini koordine eden ve verilen iki ödülden birini alan Ankara Kent Konseyi Başkan Yrd. Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin’e bu konuda sorularımızı yönelttik.

İşte o röportaj:

-Uluslararası Kolaylaştırıcılar Birliği (IAF) Nedir?

Ödülü veren Uluslararası Kolaylaştırıcılar Birliği dünyanın 65 ülkesinde çalışmakta olan moderatör ve kolaylaştırıcıların üye olduğu, kurumsal gelişim için ortak aklın oluşturulmasında etkin kolaylaştırıcılığın önemini ortaya koymaya çalışan uluslararası bir organizasyondur. 1994 yılından beri faaliyet gösteren kuruluş tüm dünyada katılımcı kurumsal yönetim için kolaylaştırıcılık standartlarını koymakta, uluslararası akreditasyon süreçlerini yürütmektedir. “Güçlü bir değişimi yapılabilir kılmak” sloganı ile faaliyetlerini yürüten kuruluşun üyeleri arasında kamu, özel sektör, sivil toplum ve serbest çalışanlar bulunuyor. Kapsayıcılık, açıklık, küresel perspektif, profesyonellik, liderlik ve mükemmellik ilkelerini benimseyen Birlik, insani etkileşimin gücüyle demokratik ve kurumsal gelişimin potansiyelini savunuyor.

-Ödüle Konu “Kolaylaştırıcılık Faaliyetleri” Ne Anlama Geliyor?

Tüm dünyada kamu, özel sektör ve sivil toplum örgütleri hedef kitlelerini ve erişmek istedikleri kesimleri bir araya getirmeye, onların fikir ve görüşlerini almaya, bu görüşleri onlarla birlikte uygulamaya geçirmeye çalışıyorlar. Bunun için, gerçek ya da sanal ortamlarda kurumsal paydaşların nasıl bir araya getirileceğinin, güvenlerinin nasıl kazanılacağının ve özgür bir düşünce ortamının nasıl oluşturulacağının üzerinde ciddi şekilde çalışılması gerekiyor. İşte bu tür süreçlere kolaylaştırıcılık ya da İngilizceden çevrilmiş adıyla “fasilitasyon”, bu süreçleri tasarlayıp gerçekleştiren uzmanlara da kolaylaştırıcı adı veriliyor. Özellikle katılımcı demokrasi uygulamalarında, kolaylaştırıcılık yöntemlerinin dikkatle kurgulanması ve uygulanması gerekiyor.

-Ankara Kent Konseyinin Kolaylaştırıcılık Faaliyetleriyle İlişkisi Nedir?

Ankara Kent Konseyi, kuruluşundan beri kolaylaştırıcılık yöntemlerini etkin bir şekilde kullanıyor. Paydaşlarını bir araya getirirken, onların kendilerini özgür bir şekilde ifade etmelerini sağlayarak temelde ciddi bir kolaylaştırıcılık uygulaması geliştirildi. Bu yaklaşımın geliştirilmesinde Ankara Kent Konseyinin kuruluşundan beri katkıda bulunan ve aynı zamanda Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin’in katkıları önemli bir yer tutuyor. Uluslararası Kolaylaştırıcılar Birliğinin aynı zamanda üyesi de olan Prof. Şahin, daha önce Ankara İl Stratejik Planının yapımından Milli Helikopter Projesine, kırsal kalkınma projelerinden turizm çalıştaylarına kadar pek çok örnekte çok uzun bir süredir kolaylaştırıcılık yaklaşımlarını kamu ve sivil toplum kurumlarıyla birlikte uyguluyor. Bu deneyimi Ankara Kent Konseyine taşıyan Şahin, bu rolü sebebiyle de yılın katılımcı demokrasi kolaylaştırıcısı ödülüne layık görüldü.

-Ankara’nın Türkiye’deki Diğer Kent Konseyleri Arasındaki Durumu Nedir?

Türkiye’de bugüne kadar farklı yerel yönetimler ölçeklerinde kurulmuş 400 kadar kent konseyi bulunuyor. Kent Konseyleri yerel yönetimlerin halkla katılımcı bir ilişki kurmasında kritik önem taşıyan gönüllülüğe dayalı kuruluşlar olarak 1990’lı yıllardan bu yana faaliyet göstermektedir. Özellikle 2019 Yerel Seçimlerinden sonra büyükşehirlerde iktidarın değişimi ile en çok dikkati çeken kent konseyi olan Ankara Kent Konseyi, Başkent Ankara’da toplumun tüm kesimlerini ve siyasi tarafları bir araya getirme başarısıyla ve kısa zamanda elde ettiği sonuçlarla dikkat çekmeye başlamıştı. Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş’ın da tam desteği ve seçimlerde ifade ettiği katılımcılık ilkesi doğrultusunda kurulan Konsey, özellikle pandemi döneminde Ankara’da dayanışma süreçlerinde paydaşları bir araya getiren yaratıcı yaklaşımlarıyla da öne çıkmıştı. Ankara Kent Konseyi halen 500 kamu, özel sektör, sivil toplum ve üniversite paydaşı, 3 meclisi ve 21 çalışma grubu ile Başkent Ankara’da kentin yaşanabilir kılınması ve yerel politikaların ortak akılla geliştirilmesi konularında faaliyetlerini sürdürüyor.

-Katılımcılık Etki Ödülü Nedir?

Katılımcılık etki ödülü; tüm dünyada kurum ve kuruluşlara ve onlara destek olan kolaylaştırıcılara, kullandıkları kolaylaştırıcılık yöntemleri, katılımcılık konusundaki hedeflerini gerçekleştirme düzeyleri, bu hedeflere erişimde kullandıkları yaratıcı ve yenilikçi yöntemler dikkate alınarak uzman bir heyet tarafından veriliyor. 2013 yılından veri verilmekte olan ödülü bugüne kadar dünyanın pek çok farklı ülkesinden üniversiteler, yerel yönetimler, yurttaş inisiyatifleri, tanınmış özel sektör firmaları ve kamu kurumları almaya hak kazandı. Ödüle başvuru şartları arasında konusunun uzmanı bir kolaylaştırıcı ile çalışmış olmak ve katılımcı yaklaşımları olumlu yönde değişim için doğru şekilde kullanmış olmak yer alıyor.

-Ankara Kent Konseyi Bu Ödüle Neden Aday Gösterildi?

Ankara Kent Konseyi bu ödüle aday olurken; bugüne kadar büyükşehir ölçeğinde kurulmuş en geniş katılımlı kent konseylerinden birisini oldukça kısa zamanda, etkin kolaylaştırıcılık, eşgüdüm ve iş birliği yöntemleri kullanarak, neredeyse hiç kaynak kullanmadan kurmayı başardığı, kent konseyi faaliyetlerinde yerel yönetimlerle yerel politikaların belirlenmesi konusunda etkin işbirliği yapmayı başardığı ve kentte bulunan çok geniş bir kamu, özel sektör, sivil toplum ve üniversite paydaşları kitlesini gönüllülük temelinde bir araya getirdiğini gerekçe olarak sundu. Kent konseyinin aldığı iklim değişikliği, cumhuriyetin 100. Yılları, atık yönetimi gibi evrensel konuların Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinde oy birliği ile karara bağlanmış olması da bu konuda örnek olarak gösterildi.

-Bu Yıl Başka Ödül Alan Var mı?

Bu yıl Ankara’nın yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden çok farklı sektörlerden ödül alan kurumlar bulunuyor. Bunlar, Rusya’da St. Petersburg Valiliği ve Rus Demiryolları Üniversitesi, Meksika’dan Alvaro Qintana Şirketi, Amerika Birleşik Devletlerinden Arlington Bölgesi Eğitim Müdürlüğü, Charlottesville Bölgesel Ticaret Odası, Çocuk Nörolojisi Vakfı ve Western Lane İtfaiye Teşkilatı, Batı Bölgesi  Danimarka’dan Coloplast Yara ve Deri Merkezi, Finlandiya’dan Finlandiya Kalkınma Ajansı, Kanada’dan Kingsway Alışveriş Merkezleri, İngiltere’den Luc Hoffmann Yenilikçilik Enstitüsü, Fransa’dan Ulusal Araştırma Laboratuvarı, İtalya’dan Emilia-Romagna Bölge Yönetimi, İsveç’ten Roche İlaç Firması, Hindistan’dan Bangalore Bölgesi Rotary. Bu kurumlar arasında kent yönetimine katılım konusunda faaliyet gösteren tek kuruluş Ankara Kent Konseyi.

-Katılımcılık Etki Ödülü Nasıl Alındı?

Ödülü veren Uluslararası Kolaylaştırıcılar Birliği (IAF) ve Türkiye Şubesi ödül sürecini ciddiyetle yönetiyor. Şu ana kadar ödül sürecinin nasıl yürütüleceği, Ankara Kent Konseyi’nin de katıldığı çevrimiçi toplantılar yapıldı. IAF Türkiye Ankara Kent Konseyi deneyiminin Türkiye’deki üyelere aktarılması için çevrim için yayınlar ve etkinlikler düzenledi. Ayrıca IAF Türkiye deneyiminin tanıtılması için bir dakikalık bir video hazırlayarak uluslararası camianın dikkatine sundu. Olağan dönemlerde ödül töreni Kanada’nın Toronto kentinde yapılmaktaydı. Ancak, pandemi sebebiyle bu yıl ödül töreni çevrimiçin olarak 26 Ekim tarihinde Türkiye saatiyle saat 17:00’de gerçekleştirildi. Ödül töreninin öncesinde, Türkiye’nin de içinde bulunduğu dünyanın yaklaşık 100 ülkesinden uzmanlar 19-25 Ekim tarihleri arasında sanal ortamda katılımcılık ve kolaylaştırıcılık konusunda yüzlerce etkinlik düzenlediler. Bu etkinliklerin son gününde gerçekleştirilen ödül töreninde de Ankara Kent Konseyine altın madalya verildiği açıklandı. Tören sanal ortamda katılmak isteyen herkese açık olarak tüm dünyadan izlendi.  

-Bu Ödülün Faydası Ne Olacak?

Katılımcılık Etki Ödülünün Türkiye’ye ve Ankara’ya önemli faydaları olacak. Öncelikle, tüm dünyada Türkiye’nin yerel demokrasi konusundaki itibarının artması ve uluslararası araştırmalara konu edilmesi mümkün olacak. Ödül değerlendirme sürecinde bile Balkanlar, Avrupa, Güney Doğu Asya’dan uzmanlar Ankara Kent Konseyinin deneyimini dinlemek için temaslara başladılar. Ankara deneyiminin aktarılmasının yanı sıra, Başkent Ankara artık bu konudaki uluslararası platformlara katılım hakkı kazanmanın yanı sıra, proje ve araştırma fonlarından yararlanma konusunda da avantaj kazanacak.

Türkiye’den ilk defa hem de bir kent konseyinin böyle bir ödül alması kent konseylerinin yerel yönetimler açısından daha fazla dikkate alınmasına yardımcı olacak. Her şeyden öte, katılımcılık konusunda iyi bir karnesi bulunmayan Ankara’nın böyle bir ödül alması Ankara’lılar açısından gurur vesilesi olacak, katılımcılığın Başkent Ankara’nın yeni güçlü yanı olduğu düşüncesi kent kimliği ve kültürünün yeniden ele alınmasına vesile olacak.

 

28.10.2020

 

https://odatv4.com/yazar/ali-mert-tascier/odulun-hikayesini-bir-de-ondan-dinleyin-28102039.html 

 

19 Ekim 2020 Pazartesi

TAŞCIER HİBRİT KAYYUMU ANLATTI

 

Yerel yönetim uzmanı Ali Mert Taşcıer, iktidarın yeni bir kayyım yöntemine hazırlandığını söyledi. Taşcıer, iktidarın belediye başkanını koltuğundan kaldırmadan etkisiz hale getirmenin yolunu aradığını ifade etti.

 

Hakkı Hacınebioğlu - Halk TV

Yerel seçimlerden önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kayyım sözlerinin ardından başlayan tartışma, HDP'li belediyelere kayyım atanmasıyla giderek tırmandı. En son geçtiğimiz hafta HDP'li Kars Belediyesi'ne de kayyım atanmasıyla birlikte, HDP'nin elinde küçük belde ve ilçeler dışında belediye kalmadı. Kayyım uygulamaları sadece HDP'li belediyelerle sınırlı kalmadı. Kayyım, CHP'li  belediyeye de atandı. Yerel yönetim uzmanı Dr. Ali Mert Taşcıer'in hibrit kayyım iddiası ise yeni bir tartışma yarattı. Taşçıer'e göre, yasa tasarısı muhalefetin elindeki belediyelerin yetkileri kısıtlanacak. 

 

Yerel yönetim uzmanı Dr. Ali Mert Taşcıer, iktidarın muhalefetteki belediyelere yönelik yeni tasarısını Halk TV'ye anlattı.

Belediye Kanunu'nda hali hazırda "hizmette aksama" maddesinin bulunduğunu belirten Taşcıer, bunun ancak yargı kararıyla verilebildiğini söyledi.

Taşcıer, iktidarın henüz meclise sunmadığı yeni tasarısının kapsamını şöyle anlattı:

"AKP'li vekillerin bir tasarı hazırlığında olduklarını öğrendim. Hizmette Aksama başlığında bir değişiklik düşünüyorlar. Bu değişikliğe göre vali kuracağı bir komisyon eliyle hizmette aksama tespit ettirebilecek. Bu aksama için vali belediyenin imkanlarını kullanarak, ya da başka bir kuruma kullandırarak bu aksamayı giderebiliyor. Faturayı da belediyeye gönderiyor."

İBB'nin Kanal İstanbul tavrı hibrit kayyım gerekçesi olabilir mi?

Bu uygulamanın olası işleyişi ile ilgili örnekler veren Taşcıer,"Şöyle özetleyelim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kanal İstanbul'un paydaşlarından bir tanesi. İBB, çeşitli nedenlerle bu masadan kalktı varsayalım. Vali bunu hizmette aksama olarak tespit ettirebilir. Bir örnek daha verelim, Bağcılar'da İBB'nin bir yol yapımı var farz edelim. Valilik burada bir hizmette aksama kararı aldırdı komisyondan. Bu yolun yapımını Bağcılar Belediyesi'ne yaptırıp faturayı İBB'ye gönderebilir." diye konuştu.

"Hedef CHP'li belediyeler"

HDP'li belediyeler için zaten kayyım uygulamasının olduğunu hatırlatan Taşcıer, "HDP'li belediyeler zaten kayyımda. O halde bu kim için düşünülüyor? CHP'li belediyeler için düşünülüyor. Yani iktidar kayyım atamaya bahane bulamadığı zaman, belediye başkanını koltuğundan kaldırmadan etkisiz hale getirmeye çalışıyor." ifadelerinde bulundu.

Bir hedef de rant mı?

Hibrit kayyımların açacağı ihalelerin de denetlenemeyeceğini belirten Taşcıer, "Vali belli büyüklükteki hizmetler için ihaleye çıkmak zorunda kalacak. Nasıl kontrol edecek belediye o ihaleyi? Belediyeler birçok açıdan denetleniyor. Hele muhalefet belediyeleri daha sıkı denetleniyor. Bu ihaleleri kim denetleyecek? O ihaleleri 5 müteahhidin almayacağını bilebilir miyiz? Bunun belediyeye mali zararları da çok olacak." dedi.

 

09.10.2020

https://halktv.com.tr/tascier-iktidarin-hibrit-kayyum-tasarisini-anlatti-hedef-chpli-belediyeler-436442h 

 

BELEDİYELERE DOĞALGAZ FATURASI

  


İktidarın belediyelere yönelik düzenlemeleri farklı teklifler içerisinde parça parça gelmeye devam ediyor. Ancak torba teklifler içerisindeki bu düzenlemeler, içeriğinin yanında mevzuatta büyük karışıklığa neden olmakta...

İktidarın belediyelere yönelik düzenlemeleri farklı teklifler içerisinde parça parça gelmeye devam ediyor. Ancak torba teklifler içerisindeki bu düzenlemeler, içeriğinin yanında mevzuatta büyük karışıklığa neden olmakta.

5 Ekim 2020 tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunulan Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7. maddesi, 4646 Sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu'nun 4. maddesinde değişikliğe giderek belediyelere doğal gaz şebeke döşeme maliyetlerini yükleyecek düzenleme öngörmektedir.

Maddede, imarsız bölgelere doğal gaz şebekesi döşenmesi ve buralardaki yapı kayıt belgesine sahip olan binalara doğal gaz bağlanması düzenlenmektedir.

Bilindiği gibi İmar Kanununun Geçici 16. maddesinde yapı kayıt belgesi bulunan  yapılara geçici doğal gaz bağlanması söz konusu. Böyle bir düzenleme olmasına rağmen doğal gaz piyasasında geçici abonelik diye bir düzenleme yoktur. Madde gerekçesinde de bu durum ifade edilmiştir: 3194 sayılı İmar Kanununun geçici 16 ncı maddesinde; 'Yapı Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir. Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğal gaz bağlanabilir.' hükmü yer almaktadır. Doğal gaz piyasası mevzuatında ve kurgusunda geçici abonelik şeklinde bir kavram bulunmadığından ve belirtilen Kanun maddesine dayanılarak çıkarılan Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslarda bu konularda düzenlemelere yer verilmediğinden, doğal gazpiyasasında bu hükmün uygulanmasında problemler yaşanmaktadır."

Bir bina yapı kayıt belgesine sahip olsa da bulunduğu sokak ve/veya caddeye doğal gaz şebekesi döşenmemiş olabilir. Yine bu bölgeler imar planlamasında düzenlenmediği için görünmeyebilir. Bu bölgelerde yurttaşlar ciddi mağduriyet yaşamakta, uygulamada geçici doğal gaz tanımlaması olmadığı için kurumlar arası çatışmaya neden olabilmektedir. Teklifle bunun önüne geçilmek istenmekte. Belediye meclisi kararıyla bahsedilen yerlerde maliyeti belediyece karşılanarak doğal gaz şebekesi döşenmesi olanaklı hale getirilmektedir. Bu anlamda bir maliyet kalemi belediyenin sırtına yüklenmek isteniyor.

BELEDİYELERİN SIRTINA EK MALİYETLER YÜKLEMEKTEDİR

Aynı düzenleme, doğal gaz şebekesine ek yapılacak döşeme maliyetlerini belediyelerin üstlenmesinin önünü açmakta. Doğal gaz dağıtım şirketlerinin dağıtım bölgelerine ilave edilecek yeni genişleme bölgelerinde yerleşim yerinin bağlı bulunduğu belediyece doğal gaz dağıtım şirketine yatırım yapılması talebinde bulunulması halinde; ilgili dağıtım şirketinden teminat, kontrollük hizmet bedeli, kaplama bedeli, zemin/alan tahrip bedeli, hafriyat döküm bedeli ve benzeri adlarla herhangi bir bedel alınmaması ve altyapı kazı alanının üst kaplamaları ilgili belediye tarafından bedelsiz olarak yapılması amaçlanmaktadır.

Şirketler, özellikle kârlarından büyük kayıplar yaşadıkları ek taleplerde doğal gaz şebekesi döşeme işi konusunda sorunlar yaşadığını sıklıkla belirtmekte. Ancak bu düzenleme gelir/harcama dengesi konusunda kronik sorunu olan belediyelerin sırtına ek maliyetler yüklemektedir. Yani şirketin kârdan yapacağı zarar belediyeye, dolayısıyla yurttaşlara yüklenmektedir.

Düzenleme gerçekleşirse şirket zararının kamuya tazmini söz konusu olacak. Düzenleme belediyelere ek mali yük getirmekle birlikte, yerel yönetim mevzuatına da ek bir karışıklık getirecektir. Bölgedeki ihtiyaca ve ek olarak yapılan talebin büyüklüğüne göre belediyenin kazı,kaplama gibi işlere katkı sunması ve/veya merkezi idarenin bu konuda katkısının sağlanması kısmen anlaşılabilir olabilecekken, yaptığı işten kâr eden firmanın açılan talebin tamamını belediyeye ödetmesi hukuken de yerel yönetim doktrini açısından da sorunludur.

18.10.2020


https://odatv4.com/belediyelere-dogalgaz-faturasi-18102007.html

BELEDİYELER ARASI OTOPARK SAVAŞLARI MI BAŞLATILIYOR?

   


“Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” AKP'li milletvekillerinin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Teklifin görüşmelerine Meclis Çevre Komisyonu'nda başlandı.

Her ne kadar çevre konusunda olsa da teklif büyükşehir ve ilçe belediyelerini doğrudan ilgilendiren hükümlere de sahip. 31 Mart seçimleri sonrası yerel iktidarın CHP/Millet İttifakı lehine el değiştirmesiyle birlikte, iktidar temsilcileri gerek sözleri gerek eylem ve yasal düzenlemeleriyle bu belediyelerin çalışmasına engel olacak çok sayıda girişimde bulundular. "Mali açıdan, görev ve yetki bakımından zor duruma düşen, hizmet götürmeyen" belediye görüntüsü yaratılmak istenmesine rağmen, özellikle pandemi sürecinde, belediyeler bu duruma takılmadan hizmet üretmeye devam ettiler.

Komisyon görüşmeleri devam eden teklif doğrudan belediyeleri ilgilendiren ve yine akla "31 Mart seçim sonuçlarına göre yapıldığı" izlenimi veren hükümlere sahip. Teklifin 31. maddesi büyükşehir belediyelerinin yetkisinde olan ve bu belediyelerin meclis kararıyla ilçe belediyesine devredebileceği otopark işletmek, işlettirmek ve ruhsatlandırmak yetkisini ilçe belediyeleriyle paylaşacak bir düzenlemeyi öngörüyor. Başka bir ifadeyle ilçe belediyeleri artık kendisi karar vererek otopark gelirine sahip olabilecek. Kamuoyunda "büyükşehir belediyeleri otopark gelirlerini kaybediyor" izlenimi doğsa da konu daha karmaşık ve tek başına gelir ile açıklanamayacak boyutta.

BÖLGE OTOPARKI ÜZERİNDEN YERELDE KAOS

Teklifte geçen "bölge otoparkı" konunun ilk açıklanması gereken kavramı. "Bölge otoparkı", Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayımlanan Otopark Yönetmeliğine göre "Bir şehir veya bölgenin mevcut ve gelecekteki şartları ile ihtiyaçları göz önünde bulundurularak imar planları ile düzenlenen ihtiyaca göre açık, kapalı ya da katlı olarak belediyeler veya diğer kamu kuruluşları ve özel kişiler tarafından yapılan ve işletilen otoparkları"dır. Burada önemli bir diğer kavram, konunun imar planlarıyla ilgili olması. Şimdi diğer yasal düzenlemeler ne diyor, onlara bakmak lazım.

5216 Sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasının l bendi büyükşehir belediyelerine "Yolcu ve yük terminalleri, kapalı ve açık otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek veya ruhsat verme" yetkisini vermiş. Üstelik yeni gelen teklifte, bu maddede herhangi bir değişiklik öngörülmüyor. Yani büyükşehir belediyesi aynı yetkisini kullanmaya devam edecek. Bu durumda, ilçe belediyelerine aynı yetkiyi vermek, büyük bir kargaşaya neden olacak. Büyükşehir belediye başkanlığının ilçe belediyeleriyle arasında sağlamakla yükümlü olduğu eşgüdüm ise doğrudan bozulacaktır. Bu konudaki planlama, UKOME ile trafiğe dair düzenleme ve diğer ulaşımla ilgili yetkiler hâlâ büyükşehir belediyesindeyken, ilçe belediyesi hangi ölçütlere dayanarak otopark yapacaktır? Yerel yönetim birimleri arasında doğacak kaos "mahalli ve müşterek" hizmetlerin aksaması anlamına gelecektir.

Belediyelerde kaos, yönetsel ve hizmete ulaşım açıdan çok riskli durumlardır. Yapılan düzenlemede ilçe belediyesine otopark yapma yetkisi verilmesi sorunludur. Eğer bu yetki devredilecekse de yöntemi bu değildir. Böyle bir düzenleme için kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Örneğin, otopark yerlerinin 3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 37. maddesine göre imar planlarında tespit edilmesi şarttır. Büyükşehir belediyesi yetkisindeki imar planında ilçe belediyesi nasıl bir düzenleme yapılabilecektir? İlçe sınırlarında otopark olarak imar planında ayrılan yerde otopark yapma yetkisi kullanılabilir mi o da ayrı bir tartışma. Zira zaten büyükşehir belediyesi imar planında ayrılmış alana kendisi otopark yapma yetkisine sahip. Belediyeler arasında yetki ve görev karmaşası yaşanması neden isteniyor, ayrı bir değerlendirmenin konusu.

BELEDİYELER GELİR KAYBEDECEK Mİ

Büyükşehir belediyeleri, otopark gelirlerine, "o geliri kazandığı ilçede, yine inşaat, arsa alımı gibi otopark hizmetleri için harcamak koşuluyla" sahiptir. Harcama yeri ve türü koşula bağlanmış bu gelir, artık doğrudan ilçe belediyesinin kasasına girebilecektir. Gelirde bir kayıp olacağı kesin ama zaten bu gelirin harcanması koşulları bellidir. Özetle büyükşehir belediyelerinin hesabına, ilgili ilçede yine otopark hizmetleri için harcamak zorunda olduğu gelir, doğrudan ilçe belediyesinin hesabına yatacak.

Bir büyükşehir belediyesi meclis kararıyla otopark yapma, işletme yetkilerini ilçe belediyesine devretmişse, ki bazı büyükşehir belediyelerinde bu yapılmıştır, büyük bir mali kayıp da yaşamayacaktır. Ama ilçelere bölünmüş otopark gelirleri mali kontrolü, bu paranın eşgüdümle ortak hizmet için harcanmasını, büyük otopark yapımlarını engelleyecektir. Otopark Yönetmeliğine (12. madde) göre de büyükşehir belediyeleri, o ilçe belediyesinde harcamak üzere kamu bankasında açacağı bir hesapta otopark gelirlerini toplayacaktır. Bu durumda doğrudan bu para yine aynı hizmet kapsamında harcanmak üzere, ilçe belediyesinde kalacaktır. Böylelikle mali açıdan ve karar alma mekanizması yönünden ilçe belediyesi büyükşehir karşısında "hiyerarşik" izlenimi veren bir işlemden kurtulacaktır.

Altyapısı yapılmadan, mevcut düzenlemelerin uygulanmasına dair durum tespiti ve araştırmada bulunulmadan, uygulayıcıların görüşlerine başvurulmadan yapılan özellikle yerel yönetimlere dair düzenlemeler uygulamada kaos anlamına gelmektedir. Zaten daha önce AKP iktidarlarında yapılan düzenlemeler, aynı mantıkla hazırlandığı için bugünkü sorunları yaşıyoruz. (Örneğin büyükşehir belediyelerindeki köylerin hepsi tüm itiraz ve uyarılara rağmen mahalleye dönüştürülmüş, orada yaşayan yurttaşlar, ona göre su parası, atık vergisi, emlak vergisi gibi düzenlemelerle karşı karşıya kalmıştır. Doğacak tepki ve seçimde aleyhte olacak bu ödemelerin uygulaması sürekli ertelenmiştir. Meclis’e yeni sevk edilen bir yasa teklifinde ismine köy denmese de kırsal mahalleler kurulmaktadır. Konunun uzmanlarının, muhalefetin, sivil toplumun, uygulayıcıların görüşlerine kulak tıkamanın ne demek olduğunun en net örneklerinden biridir.)

Unutulmasın ki kaostan en çok yurttaşlar zarar görür.

16.10.2020

 

https://odatv4.com/belediyeler-arasi-otopark-savaslari-mi-baslatiliyor-16102008.html


HİBRİT KAYYUMLAR MI GELİYOR?

 Hibrit kayyumlar mı geliyor?   

Dr. Ali Mert TAŞCIER - Yerel Yönetim Uzmanı

2019 Yerel Seçimleri öncesi HDP'li belediye başkanlarının neredeyse tamamının, seçim sonrası ise önemli bir kısmının yerine kayyum atanması, CHP'li Urla Belediyesi'nde de aynı yönteme başvurulması, son olarak Kars Belediye Başkanı'nın yerine atanması kayyum tartışmasını hep sıcak tuttu. Seçilmiş belediye başkanı yerine atanan kaymakam ya da valiler hem hukuki hem de siyasi tartışmaların odağına yerleşiyor. Pandemi nedeniyle ertelendiği ve yeni yasama yılında Meclis gündemine gelmesi beklenen yerel yönetimlere dair teklifin taslak halinde bekletildiği bilinmekte. Bu taslağın içeriğine dair alınan bilgi ve duyumlara dair çeşitli yazılar yazılıyor ama henüz net bir resmi açıklama yapılmadı. Taslağa dair edindiğimiz bilgilerden biri, teklife alınması için yeni bir tür kayyum önerildiği yönünde. Bu öneri teklifte yer aldığı takdirde, en tartışmalı maddelerden biri olacağını şimdiden söylemek olanaklı.

HUKUK NE DİYOR?

Belediye başkanının görevden alınması konusunda ana hüküm Anayasa'da yer almakta. 1982 Anayasası'nın "Mahalli idareler" başlıklı 127. maddesinin 4. fıkrası şöyle: "Mahalli idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri, konusundaki denetim yargı yolu ile olur. Ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir."

Anayasal bu hüküm 5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 47. maddesinde "Görevden uzaklaştırma" başlığıyla yer bulmuştur: "Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir."

Özetle bir belediye başkanı bu sıfatını ancak yargı kararıyla kaybedebilir. Ancak kayyum atamalarına konu olan düzenleme bu Anayasal hükme (hem de Anayasa ve yerel yönetim doktrinine aykırılığı ciddi tartışmalı biçimde) değil, 15 Ağustos 2016 tarihinde 674 sayılı KHK ile Belediye Kanunu'nun 45. maddesine yapılan ek fıkraya dayanmaktadır. "Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacak işlemler" başlıklı mevcut maddeye yapılan eklemede "Ancak, belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu hizmetinden yasaklanması veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde 46 ncı maddedeki makamlarca belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesi görevlendirilir. Görevlendirilecek kişinin seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. Görevden uzaklaştırılan veya tutuklanan belediye meclisi üyesinin istifa etmesi halinde de bu fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra gereğince belediye başkanı veya başkan vekili görevlendirilen belediyelerde bütçe ve muhasebe iş ve işlemleri valilik onayı ile defterdarlığa veya mal müdürlüğüne gördürülebilir. Bu belediyelerde belediye meclisi, başkanın çağrısı olmadıkça toplanamaz. Meclisin, encümenin ve komisyonların görev ve yetkileri 31 inci maddede belirtilen encümen üyeleri tarafından yürütülür..."

Bu konuda diğer önemli düzenleme, aynı yasanın "Belediye başkanı görevlendirilmesi" başlıklı 46. maddesi: "Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması ve yeni belediye başkanı veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır. Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması şarttır."

KHK ile eklenen hükme rağmen belediye başkanının yerine kayyum atanması, zorlama ve Anayasa'ya aykırılığı ciddi tartışmalı bir konu.

HİBRİT KAYYUMLAR MI GELİYOR

Bu yasal düzenleme, iktidarın elini rahatlatmada yetersiz olsa gerek ki yeni tip bir kayyum önerisinde bulunulmuş. Bu modele siyasi meşruiyet sağlayacak unsur ise çoktan belirlenmiş: Hizmette aksama. Mevcut Belediye Kanunu’nun 57. maddesi aynı konuyu düzenliyor ve “Belediye hizmetlerinin ciddi bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayati derecede olumsuz etkilediğinin İçişleri Bakanlığının talebi üzerine yetkili sulh hukuk hâkimi tarafından belirlenmesi durumunda İçişleri Bakanı, hizmetlerde meydana gelecek aksamanın giderilmesini, hizmetin özelliğine göre makul bir süre vererek belediye başkanından ister.

Aksama giderilemezse, söz konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden ister. Bu durumda vali, aksaklığı öncelikle belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarıyla giderir. Mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarını da kullanabilir. Ortaya çıkacak maliyet vali tarafından İller Bankasına bildirilir ve İller Bankasınca o belediyenin müteakip ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden belediyeye ayrılan paydan valilik emrine gönderilir.

İçişleri Bakanlığının talebi üzerine sulh hukuk hâkimi tarafından alınan karara karşı ilgili belediyece asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir.” diyor. Aynı maddeye 674 sayılı KHK ile yapılan ekleme ise şiddet ve terör olayları durumunda valilik söz konusu hizmeti Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, il özel idaresi veya kamu kurum ve kuruluşları aracılığıyla yapar veya yaptırır. Hatta belediye malına el koyabilir.

İktidarın yaptığı öneride bu süreçlerin hızlanması amaçlanıyor ve bu amacı gerçekleştirmek için ne öneriliyor? Maalesef bu kısım ayrı bir sorun niteliğinde: Hizmette aksama vali tarafından bir komisyon tarafından tespit edilmesi durumunda vali, ilgili belediye veya bağlı idareye makul bir süre vererek hizmet ve yatırımın uygun şekilde gerçekleştirilmesini istiyor, bu süre içerisinde aksamanın giderilmemesi halinde vali; belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarını kullanarak aksaklığı gidermesi veya kamu kurum ve kuruluşlarına, kaymakamlıklara, mahalli idarelere yaptırabilmesi, bunu 4734 sayılı Kamu ihale Kanununun 22'nci maddesine göre yapılması, yapılacak harcama bedelinin vali talebiyle bütçeden aldıkları paylardan ilgili hizmeti yerine getiren kuruma gönderilmesi öneriliyor.

Başka bir ifadeyle hakim kararı kaldırılarak, valinin tamamen kendi takdir hakkıyla belediye başkanlığı fiilen vali ve kuracağı komisyona yaptırılacak.

Sonda söyleyeceğimizi başta belirtelim, bu düzenleme CHP'li belediyeler için. Zaten HDP'li belediyelerde kayyum var. Kayyum atanamayacak belediyelere hibrit kayyum getirilecek. Vali dilediği hizmet için aksama kararı alıp, ihale yapıp hizmeti yerine getirtecek.

ORGANİK BAŞKAN VARKEN HİBRİT KAYYUM

Görüleceği üzere iktidar, "bizce bu hizmet yetersiz" diye keyfi yorumlanabilecek, somut ölçütlere dayanma gereği gerektirmeden işlem yapılabilecek bir düzenlemeye imza atılmasını düşünüyor. Bu konunun sakıncalı birkaç boyutu var:

1. Mevcut tartışmalı kayyum uygulamasına son verilmeden, üzerine Vali ve onun oluşturacağı bir komisyonun vereceği kararla belediyenin ve başkanının yetkilerinin gasp edilmesi, merkezi yönetimin vesayet denetimini, "sopa" niteliğine bürünecektir.

2. Yerel yönetim organları, "mahalli ve müşterek" hizmetleri görmek üzere, seçimle oluşur. Onun alternatifi de aynı nitelikleri taşımalıdır. Oysa getirilen yapı, seçilmişin yerine atanmışın, yerelin yerine merkezin ikamesidir. Böyle bir Demokles'in kılıcı düzenleme varken, ne kadar iyileştirme yaparsanız yapın belediyelerin elleri bağlanacaktır.

3. Bu açıkça yetki gaspıdır. Belediyeye yasayla verilmiş görevlerin, merkezi yönetimin taşradaki en üst temsilcisinin, belediyenin yerine geçerek ve tamamen belediye olanakları ile hizmeti yerine getirmesi, yerel yönetim doktrinine ve Anayasaya açıkça aykırıdır.

4. Getirilen "Hibrit kayyumdur". Valinin, komisyonun olduğu, kayyum ataması yerine iş yaptırma yöntemiyle yetkinin gasp edildiği, fiili bir durumun yaratıldığı hibrit kayyum sistemi, aynı anda KHK ile getirilen kayyumla varlığını koruyacaktır. Vali, belediye binasına gelip, başkanlık koltuğuna oturmasa da uzaktan, online eğitim gibi belediye başkanlığı yapacaktır. Pandemi sürecinden iktidarın öğrendiği umarım bu değildir.

5. Artık genel iktidar ile yerel iktidar birbirinden farklı siyasi partilerin egemenliğinde. Bu aslında demokrasinin cilvesi sayılmalı. Ancak iktidar Millet İttifakı belediyelerine iş yaptırmama üzerine bir strateji izliyor. Getirilmesi önerilen yapı, bu iş yaptırmama sistemini tamamlama amacı taşıyor. Merkezi iktidarın bilerek zayıflattığı bir hizmette istemeden yaşanan bir aksama, Vali başkanlığındaki komisyonca merkezi yönetimin gücüyle giderilebilir ve "Büyükşehir değil, valilik çalışıyor" gibi bir sloganla reklamı çok rahat yapılabilir. İstanbul-Bağcılar, İzmir-Seferihisar, Ankara-Kalecik, Mersin-Bozyazı, Aydın-Nazilli gibi büyükşehir ve ilçe hizmetlerinde ya da il belediyelerinde yaşatılacak aksaklık, özellikle seçim dönemlerinde Vali ve komisyonu tarafından hızla, sihirli değnek değmiş gibi çözülür mü? Burası Türkiye, olmaz diyemeyiz...

Bu konu hukuki, siyasi, idari açılardan daha çok su götürür. Taslak ve öneri aşamaları, aslında yasal düzenlemelerin en önemli aşamalarıdır. Konunun uzmanlarının, farklı siyasi partilerin ve sivil toplumun görüşleri alınarak bir olgunluk sağlanabilir.

Umarız seçilmiş, organik belediye başkanları varken, hibrit kayyumlara başvurulmaz ve bu öneriler taslak aşamasında yok olur...


08.10.2020

https://www.birgun.net/haber/hibrit-kayyumlar-mi-geliyor-318373