Ermeni Soykırımını CHP Yaptı
Uluslararası hukuk konusunda yapılacak çalışmalar için en önemli
argüman, Malta yargılamasıdır. Maalesef, okullardaki tarih kitaplarında
“Malta sürgünleri” diye Ermeni olaylarıyla bağlantısıyla ele alınmadan
“ezberletilen” bölümler, kuru laf kalabalığından öteye gidemiyor. Oysa
Gürkan eserinde bu konuya ayrıntıyla yer veriyor (Bu arada Uluç
Gürkan’ın Malta Yargılaması isimli eseri de Kaynak Yayınlarından yakın
zaman önce çıktı). Gürkan özetle şunları söylüyor:
· Malta’ya Uzanan Süreç: İstanbul’daki
İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, İngiltere Dışişleri
Bakanlığı’na 2 Ocak 1919’da başvurarak Ermenilere acımasızca davrandığı
gerekçesiyle suçluluk karinesi olan Türklerin acilen tutuklanmaları için
yetki istemiştir. İngiliz Yüksek Komiseri Padişah Vahdettin ve Tevfik
Paşa Hükümeti, “siyasi düşman” saydıkları İttihat ve Terakki Komite
üyelerine karşı harekete geçmeye hazırdır. İngiliz kontrol ve nüfuz
bölgeleri dışında kalan Türklerin yargılanması Malta’da yapılacaktır.
İngiliz Yüksek Komiseri, sürekli olarak tutuklanacak kişi listesini
Osmanlı Hükümetlerine iletmektedir. Tutuklananlar; ateşkes koşullarına
uymamak, ateşkes koşullarının uygulanmasını tehlikeye düşürmek, İngiliz
komutanlarına ve yetkililerine saygısızlık, esirlere kötü muamele,
Türkiye’deki ve Kafkasya’daki Ermeniler ile Osmanlı tebaası diğer
ırklara zorbalık, yağmaya karışmak ve mülkiyete saldırı, savaş
yasalarının ve geleneklerinin diğer ihlalleri başlığında yedi gerekçeyle
yargılanmak istenmektedir. Osmanlı Hükümeti tarafından, 31 Ocak 1919’da
40 kadar İttihat ve Terakki’nin önemli yöneticisi tutuklanmıştır.
· Fransa’nın Malta Planını Benimsememesi Ne Demektir:
Soykırım vardır diyenlerin önemli iddiası, Fransa’nın destek vermemesi
nedeniyle Malta’da ciddi bir yargılanmanın yapılamadığı üzerinedir. Oysa
o dönem İngiltere-Fransa çekişmesinin açıklaması emperyalist
reflekstir. Zira ilerleyen yıllarda aynı Fransa sorun konusunda önemli
aktör haline gelecektir. Kaldı ki Fransa’nın Malta konusunda çekimser
tutumu İngilizleri engellememiştir. Malta planı kısa süreliğine
ertelense de sonucunda uygulanmaya devam edilmiştir.
· ABD, Elimizde Belge Yok Diyor:
İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği görevlilerinden Sir Harry
Lamb, ABD’lilerin elindeki malzemenin hukuki değer taşımadığını ileri
sürmüştür. Türklerin Ermenileri katlettiğini ileri süren Amerikan
Büyükelçisi Morgenthau’nun yerine atanan Amiral Bristol, Amerikan
Yabancı Misyon Komiserleri İdare Heyeti’ne yazdığı mektupta, Türklerin
Ermeni Kırımı yaptığı yolundaki raporlar ile haberlerin “kesinlikle
yanlış” olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca; İngiltere Dışişleri Bakanı Lord
Curzon, 16 Mart 1921’de Washington Büyükelçiliği’ne “Ermenilere ve diğer
Hıristiyanlara kırım” gerekçesiyle yargılanmasını istediği Türklerin
adını gönderir ve bu kişilerden herhangi biri aleyhinde Amerika
Hükümeti’nden ivedi kanıt istemişse de Malta’da tutuklu bulunan Türkler
aleyhine kanıt olarak kullanılacak bir belge olmadığı yanıtını almıştır.
· İstanbul Hükümeti ve İngilizlerin İşbirliği: İstanbul
Hükümeti, İttihatçılardan kurtulmak ana amacıyla İngilizlerle işbirliği
yapmıştır. Doğal olarak, İngilizlerin Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’na
karşı saldırıları arttıkça, insan avı ve sürgüne yollananların sayısı da
artmıştır.
· Malta, Uluslararası Geçerliliği Olan Bir Mahkemedir: Malta
yargılaması, Sevr Antlaşması’nın 230 ve 231. maddelerine dayanılarak
oluşturulmuştur. Uluslararası yetkinliği, Milletler Cemiyeti’nde yapılan
atıflarla kabul edilmiş, bir İngiliz Kraliyet Başsavcılığı
soruşturmasıdır.
· İngiltere, “Hukuki Dava Açılamıyorsa Siyasi Dava Açın” Diyor: İngiltere
Hükümeti, Kraliyet Başsavcılığı’nın hukuki dava açılamayacağı yolundaki
görüşüne karşı, “hukuki bir dava açılamıyorsa siyasi dava açın”
(İngiltere arşivi: FO 371/6504/E.8745 kayıtlı belge) talimatı vermiştir.
· Malta, Takipsizlikle Sonuçlanıyor:
Başsavcılık, 29 Temmuz 1921’de Dışişleri Bakanlığı’na oldukça uzun bir
yazı gönderir ve Lord Curzon’ın 31 Mayıs 1921 tarihli “siyasi dava
açılması” talimatını reddeder. Yazıda Malta tutukluları siyasi değil,
“yarı siyasi suçlu” olarak nitelendirilir. “Kanıt bulunamadığı ve bulma
olanağının da kalmadığı” nedeniyle kovuşturma yapılamayacağı, “eldeki
bilgi ve belgelerin suçlamalar için hukuk mahkemesinde kanıt değeri
taşımayacağını, dolayısıyla kimsenin bir hukuk mahkemesi önünde
cezalandırılmasının mümkün olamayacağı” belirtilmiştir. Dolayısıyla tutuklu sanıklar, bir “rehine” olmuştur.
· Esir Değişimi, Malta’daki Takipsizlik Kararı Üzerinedir:
Malta’da verilen takipsizlik kararı sonucunun kesin olduğu anlaşılınca,
rehineleri elde tutmanın zarar vereceği düşünüldüğünden esir
değişiminin doğru olacağı kararına varılmıştır. Malta’daki tüm Türk
tutuklular, 25 Ekim 1921’de gemiye bindirilmiş ve 31 Ekim 1921’de
İnebolu’dan Türkiye’ye teslim edilmiştir. Türkiye’deki İngiliz esirler
ise 2 Kasım 1921’de işgal altındaki İstanbul’a gönderilir.
· Lozan ve Malta İlişkisi: Malta
yargılamasını sulandırmak isteyenler, Malta’da tutulanların Lozan ile
serbest bırakıldığını, başka bir deyişle Türkiye’nin başarılı savaşı
sonucu affedildiklerini, yargılanmadıklarını ileri sürerler. İngiliz
Kraliyet Başsavcılığı’nın kovuşturmaya yer olmadığı kararı 29 Temmuz
1921’de verilmiş, Lozan ise 24 Temmuz 1923’te imzalanmıştır. Aralarında 2
yıl vardır. Malta’dakiler içinde Ermeni katliamı iddialarıyla
tutulan İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri Ekim 1921’de serbest
bırakılmıştır.
· Malta Yargılaması 1948 BM Sözleşmesi Öncesidir:
Bu tez, soykırım savunucuları tarafından sıklıkla dile getirilmektedir.
Öncelikle şunu söylemek gerekir: Yahudi Soykırımı yargılamasını yapan
Nürnberg yargılaması da 1948 BM Sözleşmesi öncesidir. Ayrıca, 1948 ve
1949 Sözleşmeleri ile Protokolünün de kabul ettiği gibi, insan haklarına
yönelik bir eylem ya da işlemin geriye yürütülebileceği karar altına
alınmış, uluslararası hukuk alanında, 1915 Olayları üzerine uluslararası
yetkinliği tanınmış bir yargı organının verdiği bir “soykırım, kırım”
kararı bulunmamaktadır. Tam tersine, böyle bir sistematik yok etme
sürecinin işlemediğine dair uluslararası yetkinliği tanınmış, dönemin
Malta’da Askeri Başsavcılığının verdiği takipsizlik kararı vardır.
Ancak, yine uluslararası geçerliliği tanınmış Nürnberg Mahkemeleri
özelinde böyle bir soykırım kararı bulunmaktadır. Bu
karar bir hukuk ve adalet belgesidir. Dolayısıyla, Malta ile
Nürnberg’i, “Ermeni Soykırımı” iddiasıyla Yahudi Soykırımı’nı
karşılaştırmaya dair karşı çıkışın belgeleridir bunlar. Aslında bu
tartışma zemininde ilerlemek yanlış değildir. Bir tarafta uluslararası
yargıda “soykırım, kırım” yapmadığına dair belgesi Malta’da verilmiş
insanlar, diğer tarafta ise Nürnberg’de soykırımı hukukla belgelenmiş
bir Nasyonal Sosyalist Parti yöneticileri ve komutanları vardır. Malta
ve Nürnberg, hukuksal süreç açısından birbirine çok benzerken, hukuksal
sonuçlar bakımından elimizi güçlendirecek bir belgeyi gün yüzüne
çıkarmıştır. Soykırıma hükmedebilecek tek organın uluslararası
yetkinliği tanınmış mahkemeler olduğu gerçeğinden hareketle, Malta,
“soykırım, kırım” olmadığının belgesidir.
TEHCİR VE SONRASI
Büyük acılara ve ölümlere neden olan süreçlerden biri Ermenilerin
tehcir edilmesi kararı sonrasında yaşanmıştır. Tehcir iyi bir olay
değildir, bu kararı almak ve almak zorunda bırakılmak da üzücüdür.
· Tehcir Kararı Neden Alınıyor: Bu
aşamada Doğu Lejyonu’nun kuruluşu ve 1915 Mayıs ayında Çukurova Zeytun
bölgesinde başlattıkları isyanı unutmamak gerekir. İsyan bastırılmaya
çalışılırken, bölgede yaşayan Ermeniler Fransa’dan yardım istemiştir.
1915’in savaş koşullarında her şeyden önce “güvenlik sorunu”
bulunmaktadır. Zira I. Dünya Savaşı ile birlikte Ermeni isyanı
başlamıştır (30 Ağustos 1914’te Zeytun’dan sonra Kayseri, Bitlis,
Erzurum, Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Ankara,
İzmit, Van, Adapazarı, Bursa, Adana, Halep, İzmir ve Canik’te
ayaklanmalar çıkmıştır). Anadolu’nun dört bir yanında Ermeni grupları
Osmanlı Devleti’ne karşı mücadeleye girişmiştir. Bu mücadele, Ruslarla
ile Doğu Cephesi’nde işbirliğine dönüşmüştür. Van’ın (Van isyan merkezi
olarak planlanıyordu) işgali de süreçte unutulmamalıdır. Ruslar Van’a
doğru harekete geçince, Ermeniler yolunu açmak için şehrin birçok yerini
ateşe vermişler ve ayaklanma başlatmışlardır. Müslümanlar kaçarak 7
Nisan 1915’te Van Kalesi’ne sığınmıştır. ABD’de yayınlanan 24 Mayıs 1915’te Ermeni Gochnak Gazetesi, Van’da 1500 Türk’ün kaldığını, gerisinin öldürüldüğünü yazmıştır.
Bu koşullar altında kimi bölgelerde Müslüman ahalinin Ermenilere kin
beslediği ve saldırdığı doğrudur. Van işgali tehcirin en önemli
nedenidir. Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni, 1923’te Taşnak
Partisi’nin Bükreş’teki toplantısına sunduğu raporda şunları yazmıştı:
“Türklere karşı ayaklandık. Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük. Yedi
cephede savaşan Osmanlı ordularına silah ve mühimmat götüren birliklere
saldırdık. 1915 Yaz ve Sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir
tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün
pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Bu yöntem
en kesin ve uygun olanıydı.”
· Tehcir Tüm Ermenileri Kapsamıyor: 27
Mayıs 1915’te Ermenilerin savaş cephesinden, ülke içinde savunmaya bir
tehdit oluşturmayacak diğer bölgelere gönderilmeleri için tehcir
kararnamesi çıkarılmıştır. Daha sonra bu kararname huzursuzluk içinde
olan diğer şehirleri de kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Tehcir tüm
Ermenileri kapsamamıştır. Ruslarla aynı kiliseye bağlı Ortodoks
Ermeniler hedef alınmış, Katolikler kapsam dışı tutulmuştur. Protestan
Ermenilerden Ağustos başına kadar tehcir edilmeyenlerin de tehcirinden
vazgeçilmiştir.
· Ermenilere İyi Davranın Telgrafları: Yiyecek
konusunda “yer değiştiren Ermenilere, gönderdikleri bölgelere kadar
gerekli yiyeceklerin temini, muhtaç olanlara yiyecek masraflarının
göçmen tahsisatından yapılması” telgrafı çekilmiştir. Güvenlik, düzen,
istirahat için tedbirler alınması, aciz ve fakir olanlara yardım
edilmesi, her gün doktor kontrollerinin yapılması, lohusa kadınların ve
çocukların sıhhatlerine özellikle dikkat edilmesi konularında yerel
yöneticilere çekilen telgraflar arşivlerde kayıtlıdır. Bunlara uyulup
uyulmadığı farklı bir tartışmanın konusudur ve yukarıda bahsedilen
yargılamalar, tam da bunlarla ilgilidir.
· Tehcir olayı, 1948 BM Sözleşmesi kapsamında tartışılacaksa
mutlaka ilgili Cenevre Sözleşmeleri de kapsama dahil edilmelidir.
ERMENİ SOYKIRIMINI CHP YAPMIŞTIR(!)
“…tehcir gibi gayr-ı insani sonuçlar doğuran hadiselerin yaşanmış
olması…” sözleri, Başbakan’ın 23 Nisan 2014 tarihli taziye mesajından.
Yaşanan her gayr-ı insani olay, yaşayanların kökenine bakılmaksızın
ayıplanmalıdır. Bir kişinin yaşamını kaybetmesi, o kişinin yakınları
açısından düşünülmeli ve o acı böyle hissedilmeye çalışılmalıdır. Zarar
gören kişinin “öteki”, “suçlu” gibi görülmesi de acıya hiçbir zaman
meşruiyet kazandırmaz. İnsan olmanın gereğidir bu. Siyasi sonuçları olan
olaylar -araya devlet aygıtının ve işleyişi girdiği için- farklı
biçimlerde ele alınmaktadır. Ermeni sorunu konusu tam da böyledir.
Başbakan’ın mesajı bu kapsamda görülmelidir.
Ülkemizde “Ermeni Soykırımı vardır”, “soy olmasa bile kırım vardır”
diyen muhafazakârların son yıllarda artışı, onların birden insaniyete
gelişiyle açıklanamayacak kadar siyasidir. Aynı zamanda bu kişilerin,
“Osmanlı Devleti, Osmanoğulları değil, İttihat ve Terakki yaptı bu
olayı. Onlar suçlu bulunmalı ve cezalandırılmalıdır. Hatta, Yahudi
Soykırımı’nda Almanya değil, Hitler ve Naziler cezalandırılmıştır!”
tezleri, sanırım önümüzdeki yıllarda uzun boyutlu tartışacağımız
konuların başında gelecek. Vahdettin ve Damat Ferit, İttihat ve Terakki
yöneticilerinin yargılanması için var gücüyle çalışmıştı. Oradan
başlayarak, Başbakan da aynı yöntemi kullanır mı bilemiyoruz. Yalnız
bilinen bir şey var ki Başbakan “İttihat ve Terakki yöneticilerinin
yaptığı katliamdır bu olay. İttihat ve Terakki kimdir, CHP’nin fikir
babasıdır. Yani Ermeni katliamını CHP’lilerin fikir babaları yapmıştır.
Zaten CHP’liler de…” biçiminde bir sav ortaya atarsa şaşırmamak lazım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder